dİDEM
01.07.2009 00:33:00 clok font font font print

10 Yılda bir arpa boyu yol alamamışız!..

"Urfa bir kültür ve turizm kenti olmuş. Tarım hızla gelişiyor. Diğer tarafta Gaziantep bir sanayi kenti. Bir üretim merkezi, bir metropol adayı. Buradan Erzurum'a dönüyorsun. Dev bir köy, 1998'de ayrıldığımda Erzurum nasıldıysa hala öyle. Hatta geri gitmiş. Bu şehrin her alanda ciddi bir potansiyeli ve konumu var ama bunu bir türlü değerlendiremiyoruz..."

10 Yılda bir arpa boyu  yol alamamışız!..

GAZETECİ GÖZÜYLE  ERZURUM'UN 10 YILI
Salih Tekin, genç kuşağın başarılı gazetecilerinden birisi... 1971 yılında Erzurum'da doğan Tekin, Şehitler İlkokulu'nu bitirdikten sonra İmam Hatip Lisesi'nde okumuş. Memur bir babanın 4 erkek çocuğunun en büyüğü olan Tekin, gazeteciliğe 1989 yılında Milletin Sesi Gazetesi'nde başlamış.

Bir süre Erzurum Gazetesi'nde çalıştıktan sonra 1995 yılında İhlâs Haber Ajansı (İHA) bünyesine katılmış. Salih Tekin'in yaklaşık 20 yıllık meslek yaşamının yarısı Erzurum dışında geçirmiş. Erzurum basının gurbetçilerinden olan Tekin, evlendikten kısa bir süre sonra Erzincan'da göreve başlamış. 2 yıl bu şehirde görev yapan Tekin, daha sonra Şanlıurfa'nın yolunu tutmuş. 5 yıl Urfa'da kaldıktan sonra Gaziantep'e tayin olan Tekin, bir sürede burada çalıştıktan sonra yeniden Erzurum'a dönmüş.

Halen İHA Erzurum Bölge Müdürlüğü görevini yürüten Tekin, "Gazeteci gittiği her yere uyum sağlamalı. Yoksa başarılı olamaz" diyor. 10 yıl sonra geldiği Erzurum'da şehrin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar karşısında hayal kırıklığına uğradığını anlatan Salih Tekin, Erzurum'u "her geçen gün daha da geriye giden bir şehir" olarak tanımlıyor. Erzurum'u yıllarca dışarıdan gözlemleyen Tekin'in ilginç tespitleri var. Bu hafta Salih Tekin ile Erzurum'u ve gurbetteki gazetecilik macerasını konuştuk.
O.B


Erzurum’da yetişen bir gazetecinin başka illerde görev yapması zor değil mi. Hiç uyum sorunları yaşamadın mı?

Doğal olarak insanın doğup büyüdüğü şehirde çalışması daha rahattır. Ancak biz gazeteciler, görev yaptığımız her yere uyum sağlamak zorundayız. Zaten sağlayamazsak başarısız oluruz. Bu anlamda fazla sıkıntı yaşamadım. Halen çalıştığım ilk il olan Erzincan'da da diğer illerde de çok iyi dostluklarım ilişkilerim var.

Erzincan’da görev yaparken rahmetli Recep Yazıcıoğlu gibi Türkiye'nin yakından tanıdığı renkli bir vali ile çalıştınız. İlişkileriniz nasıldı?

Evet, bir gazeteci için rahmetli Recep Yazıcıoğlu çok iyi malzemeydi. 1989 yılından beri gazetecilik yapıyorum. Birçok valiyle çalıştım. Bende iz bırakan valilerin başında rahmetli Yazıcıoğlu gelir. Çünkü Yazıcıoğlu'nun kapısı hep açıktı. Onun makamına sandalyeler boş olduğu sürece  herkes girer otururdu. Halk adamıydı. Yalnız başına yürür, korumasız dolaşırdı. Görev yaptığı şehir için büyük şanstı. Çünkü o hep çözüm adamıydı. Bürokrasiden nefret ederdi.

Doğaya oldukça meraklıydı. Bu anlamda ilginç maceralar da yaşamışsınızdır…

Birçok maceramız oldu hele bir sal keyfi yaşadık ki hiç unutamam. Bir gün Kemah ilçesinden İliç'e kadar biz botla, Vali Bey varillerle yaptığı  kendi özel salıyla Fırat Nehri üzerinde ilerledik. Benim için  Erzincan'da Yazıcıoğlu ile çalıştığımız dönem çok renkli bir dönemdi. Habercilik açısından güzel şeyler yaptık.

Doğaya oldukça meraklıydı. Bu anlamda ilginç maceralar da yaşamışsınızdır.

Birçok maceramız oldu hele bir sal keyfi yaşadık ki hiç unutamam. Bir gün Kemah ilçesinden İliç'e kadar biz botla, Vali Bey varillerle yaptığı  kendi özel salıyla Fırat Nehri üzerinde ilerledik. Benim için  Erzincan'da Yazıcıoğlu ile çalıştığımız dönem çok renkli bir dönemdi. Habercilik açısından güzel şeyler yaptık.

Erzincan’dan sonra Şanlıurfa  gibi bir şehirde çalışmak zor olmadı mı?

Urfa tamamen bir macerayla başladı. Daha Urfa’ya gitmemişim. Adana Bölge Müdürü arkadaşımız ile büroları gezip teslim alıyorum. Genel Müdür Yardımcımız  aradı, 'Salıh Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çıkan kavgada  DYP Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu öldü. Cenazesi oraya geliyor. Takip et...' Urfa'yı daha tanımadan Urfa'nın ilçesi Viranşehir'i tanımış oldum. Orada üç gün o cenaze törenini takip ettim. Urfa çok farklı bir kültür. Bir cenaze töreni takibi ile  başlayan bu macera tam beş buçuk yıl sürdü.

Bu sürede "Şimdi Erzurum'da olmak vardı" dediğin anlar hiç yok mu?


Bülbülü altından kafese koymuşlar yinede ah vatanım vah vatanım demiş. Şimdi biz de bir kere burada doğduk, büyüdük. Gençliğimizi burada yaşadık. Mesleğimize burada başladık. Aileni, eşini dostunu, arkadaşlarını burada bırakıyor, gittiğin yerlerde sıfırdan bir hayata başlıyorsun. Benim gittiğim dönemde Urfa'nın merkez nüfusu 500–600 bin civarıydı. Ve ben o beş yüz, altı yüz bin kişi arasında yalnız bir kişiydim. Tanıdık kimsen yok. Çevren yok... İnsan öyle anlarda Erzurum'da olmak istemez mi?  Zamanla alıştık. Kısa sürede çok sıcak ve güzel diyaloglar kurduk. Tabi habercilik bir yarış. Zaman zaman birbirimizin önüne geçmeye çalıştık ama ufak tefek mesleki kırgınlıklarımızın dışında normal hayatta çok iyi ve sağlam dostluklar kurduk. Gazeteci meslektaşlarımdan bürokratlara, siyasilere, yerel yöneticilere kadar çok iyi günlerimiz oldu.

İki kızın var. Çocuklar, bu şehirden şehre göç etmeye, farklı kültürlere nasıl uyum sağladı?

İlk kızım Erzincan'da doğdu, ikinci kızım Urfa da... Çocuklar doğdukları yeri hemen kanıksıyorlar. Şimdi Erzurum’a geldik buraya da hemen adapte oldular. Bizim için en zor anlar Erzurum'a izine geliş gidişlerimizdi. Urfa'dan çıkıp Erzurum'a geliyorsun. Şehre girerken o Erzurum yazan levhayı görünce bir başka duygu haline bürünüyorsun. Geri dönüyorsun büyük bir hüzün. Bu git geller bayağı zorluyordu alışana kadar bu anlamda çok duygusal burukluklar yaşadık.

10 yılı aşkın bir ayrılıktan sonra Erzurum'dasın. Neler değişmiş, neleri kaybetmiş Erzurum, neleri kazanmış?

Urfa gibi bir tarihi kentte göre yaptım. Urfa dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisi. Orada yerel yönetim  Şanlıurfa'nın tarihine sahip çıkıyor. Ve şu anda Urfa'da 'Eski Urfa', 'Yeni Urfa' diye iki kent imar ediliyor. Turistlere yönelik eski Urfa'nın tarihi dokusu korunarak tarihi değerleri gün yüzüne çıkarılıyor. Şehir halkının çağdaş ve modern yapılarda yaşamaları için ise yeni Urfa kuruluyor. Gel diğer tarafa Gaziantep bir sanayi kenti. Bir üretim merkezi, bir metropol adayı. Buradan Erzurum’a dönüyorsun. Dev bir köy. 1998'de gittiğimde  Erzurum nasıldıysa 2008'de döndüm hala öyle. Hatta geri gitmiş. Hiç bir şey değişmemiz. Tek değişiklik şu son dönemde belediyenin bazı tarihi eserlere yönelik  başlattığı çevre düzenlemesi çalışmaları.

Evet, bir yandan tarihi eserlerimizin etrafını açıyor, bir yandan da barakalar yaptırıyoruz.

Erzurum olarak en önemli özelliğimiz bu; bir şey yaparken bir şeyi de yıkıyoruz. Biz tarihin önemini henüz öğrenemedik. Tarihi eserlerin halen kıymetini kavrayamadık. Buraların birer bacasız sanayi olduğun algılayamadık. Bakın Antep’teki Zaguma'ya yılda 10 bin turist geliyor. Bu konuda yerel yöneticilerin  çok büyük sorumlulukları var. Biz sadece ağlıyoruz. Devlet yapmadı etmedi gibisinden. Kendimiz ise hiç bir şey yapmıyor. Atatürk Üniversitesi tatile girdikten sonra şehir öldü. Hiç bir renk, hareketlilik yok. Gaziantep’te  yaz boyunca, belediyeler, eğlenceler, festivaller, konserler, birçok etkinlikler düzenliyor, uluslararası fuarlar açıyorlar. Erzurum'da hiç bir şey yok. Eskiden bir fuarımız vardı şimdi o da yok.

Senin de söylediğin gibi Antep bir sanayi kenti bizim neyimiz var ki?

Bunu irdelemek lazım işte. Antep bu konumunu nasıl yakalamış. Gaziantep'in şu anda 4 tane organize sanayi bölgesi var. Gazeteci ağabeylerimizden Demir Bilirdönmez, hep anlatır. 1975 yılında Antep’e gitmiş. 'O zamanlar Antep bir köydü. Erzurum ise her anlamda şehirdi' diyor. Aradan 30 yıl geçmiş şimdi orası metropol burası köy. Antep'ten şu anda 100'ün üzerinde ülkeye ihracat yapılıyor. Şehrin dev firmaları var ve bu firmalar nerede ne yaparlarsa yapsınlar mutlaka merkezleri Gaziantep'tir... Sankolar, Merinoslar, Şölenler... Biz sadece bir Aşkale Çimento ile öğünüyoruz. Antep'in Türkiye gelindeki ilk 500 sanayi kuruluşu listesinde yüze yakın şirketi var. Geçenlerde bir haber için araştırma yaptım. 1984 yılında Erzurum 200 milyon dolar ihracat gerçekleştirmiş. Aynı dönemde Türkiye'nin ihracatı 2 milyar dolarmış. Bugün Türkiye'nin ihracatı 100 milyar doları aştı, bizim ihracatımız 1 milyar dolar değil. Erzurum'un içinde bulunduğu durum bu kadar vahım. Biçim çok şey yapmamız gerek ama nasıl yapacağız bunu bilmiyorum. Hani derler ya büyüklerimiz daha iyi bilir...

Büyüklerimiz daha iyi bilir de küçüklerde hiç bir şey yapmıyor, nereye kadar bu böyle devam edecek?

Küçüklere fırsat gelmiyor ki. Benim şövanist bir milliyetçilik anlayışım yoktur. Buna karşıyım da. Ancak artık Erzurum'da Erzurum milliyetçiliğinin oluşması şart. Antep’te bana bir olay anlattılar. İki gazeteci kavga ediyor. Tartışıyorlar. Neyse bunları ayırıyorlar. Biraz sonra bunlar yeniden kavgaya tutuşuyor. O sırada benim gibi orada olan başka ilden gitmiş bir gazeteci, 'ya arkadaşla siz  ne yapıyorsunuz. Niye kavga ediyorsunuz, yakışıyor mu? Ayıptır gazeteci adam kavga eder mi' gibi uyarılarda bulunarak kavgayı yatıştırmaya çalışıyormuş. Kavga edenler kavgayı hemen bırakmışlar. Ve bu arkadaşa dönmüşler, "sana ne kardeşim. Sen niye karışıyorsun? Sen Antepli bile değilsin. Biz kavgada ederiz, barışız da." diye terslemişler. Ben çok sert tepkilerini görmedim yabancılara karı  Antepliler sıcak insanlardır. Ancak felsefe bu. Kavgalarına bile yabancıları karıştırmazlar. Dışarıya kaşı birik olurlar. Bir Antepli nereye giderse gitsin  Memleketini asla terk etmiyor.

Erzurum, bu birliği verdiğin bu kalkınma örneğini gerçekleştirebilmek için ne yapmalı?

Bizim çok iyi potansiyelimiz var. Bu şehrin tarihi ve kültürel bir birikimi, geçmişi var. Biz gazeteciliğe ilk başladığımızda bu şehirde en az 5–6 tane et kombinası vardı. Canlı hayvan ihraç ediyorlardı, et ve et ürünleri ihraç ediyorlardı. Şimdi kaç tane var? Ne oldu bu fabrikalar? Biz şunu beceremiyoruz. Bir araya gelemiyoruz. Bak beş parmak bir araya gelince yumruk oluyor. İşte biz yumruk olmayı bir başarabilsek. 2008 yılında Antep'te 13 tane uluslararası fuar düzenlenecekti. Bizim neyimiz var. Biz tutturmuşuz Erzurum soğuk, Erzurum kış... Ben 15 yıl öncede ‘Beyaz çile umut oluyor' diye haberler yapıyordum. Şimdi geldim hala aynı haberleri yapıyoruz. Hiç bir mesafe alamamışız. Hala başladığımız yerdeyiz

Bizde 2011 gibi dev bir organizasyona hazırlanıyoruz?

Bizim için büyük şans ama ortada henüz hiç bir şey yok. 2011 için hazırlıklar nedir, nasıl yapılıyor? Bir gazeteci olarak bizim dahi haberimiz yok. Şu anda 2009 yılının ortasındayız. Hala bekliyoruz. Erzurum 2011'i başarıyla atlatırsa çok ceddi bir patama yapabilir. Ancak bu fırsatı çok iyi değerlendirmeliyiz.

Biz gerekli sıçramayı nasıl yapacağız. Eksiğimiz ne?


Bu kentin öncü güçleri yok. sivil toplum örgütleri, kent önderleri yok. Yada varlar da  ben göremedim. Erzurum bütün Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslara  hizmet verebilen bir sağlık merkezi olabilir. Biz tutturmuşuz sanayimi yok sanayimiz yok. Bu anlamda hastane kuruyoruz, mevcut hastaneyi kapatıyoruz. Pasinler Ovası'nda  patates üretiyoruz, kendimiz tüketiyoruz. Yarısını da çürütüp çöpe atıyoruz. Ya bir cips fabrikası da mı kuramayız? Sözün özü sosyo ekonomik olarak Erzurum Türkiye'nin 60'ncı ili konumu da. Erzurum'dan sonra Hakkâri, ağrı geliyor. Antep ise 20'nci sırada.

Yaşadığınız kentten sosyal ve ekonomik göstergeleri 40 basamak altta olan bir şehre geldiğinizde gözünüze ilk çarpan ne oluyor?

İnsanların umutsuzluğu, karamsarlığı, asık yüzleri... Erzurum'da dolaşırken bir tane gülen adam göremiyorsun. Herkes asık suratlı. Çünkü kafasında bin bir problem var. İşsizlik, aşsızlık, yakında kış geliyor acaba nasıl geçecek. Şunu çok iyi anlamalıyız ki, Erzurum'u sevmek bar oynamak, humakuşu türküsünü dinlemek değil. Erzurum'u sevmek, Erzurum'u geleceğe taşımaktır. Açıkça konuşalım. İğneyi kendimize batıralım. Burada Erzurum sevdası diye bir şey yok. Burada bir sevda oyunu oynanıyor. Bu şehre önce bizim sahip çıkmamız lazım. Hiç unutmam Sakıp Sabancı bir Erzurum gezisi sırasında. Yatırım isteyenlere, "Önce Erzurumlular gelsin buraya yatırım yapsın. Sonra bizde geliriz" demişti. Adam doğru söylemiş.

Yaptığım bütün röportajlarda herkes  hemen hemen aynı şeyleri söylüyor. Sorunlar belli ancak çözüm yok.

Çözümü bulmak öyle kolay değil. Önce gidip gezeceğiz. Başımızı soktuğumuz kumdan çıkaracağız. Ancak o gezilerde gözlemlerimizi iyi yapacağız. Öyle dışarıda tünel görüp gelip şehri tünellere boğmak değil demek istediğim. Şehirleri iyi tanıyacağız. İyi analiz edeceğiz. Biz şimdi sadece  edebiyat yapıyoruz. Bizim her sohbetimiz Erzurum'u kurtarmak üzerinedir. Biz işin dedikodu tarafındayız daha olayları  magazinleştiriyoruz.

Son alarak neler söyleyeceksiniz?

İnsanlara Erzurum dediğin vakit çok iyi şeyler düşünüyorlar. Bu anlamda bir markayız.  Beni acıtan şehrin şu hali. Ölü toprağı serpilmiş gibi tepkisiz hareketsiz hali.  2011 ile birlikte bu şehir ya çok iyi bir sıçrama yapacak ya da iyice dibe vuracak. Bu sinerjiyi iyi kullanmalıyız. Bu bakımdan sivil toplum kuruluşlarımıza çok önemli görevler düşüyor. Erzurum için artık sözün bittiği yere geldik. Bunun için bu şehrin, gazetecisi, siyasetçisi, yöneticisi, bürokratı bir araya gelmeli. Erzurum ortak paydası altında tüm ideolojileri, çıkar çatışmalarını bir yana bırakarak mevcut potansiyelimizi, tarihi misyonumuzu yeniden ayağa kaldırmalıyız. Bize bizden başka kimsenin faydası yok. Bunu artık çok iyi kavramalıyız. (www.erzurumajans.com)

Bu Haber toplam 686 defa okunmuştur.
önceki haber sonraki haber   facebook twitter
Kaya Stor Perde

Türkiye Genelinde Toptan fiyatına perakende satışlarımız başlamıştır.
Bayilik ve kartela talepleriniz için 0216 352 82 82

www.kayastor.com

Yorumlar