GAZETECİ GÖZÜYLE ERZURUM'UN 10 YILI
Bir süre Erzurum Gazetesi'nde çalıştıktan sonra 1995 yılında İhlâs Haber Ajansı
(İHA) bünyesine katılmış. Salih Tekin'in yaklaşık 20 yıllık meslek yaşamının
yarısı Erzurum dışında geçirmiş. Erzurum basının gurbetçilerinden olan Tekin,
evlendikten kısa bir süre sonra Erzincan'da göreve başlamış. 2 yıl bu şehirde
görev yapan Tekin, daha sonra Şanlıurfa'nın yolunu tutmuş. 5 yıl Urfa'da
kaldıktan sonra Gaziantep'e tayin olan Tekin, bir sürede burada çalıştıktan sonra
yeniden Erzurum'a dönmüş.
Halen İHA Erzurum Bölge Müdürlüğü görevini yürüten Tekin, "Gazeteci
gittiği her yere uyum sağlamalı. Yoksa başarılı olamaz" diyor. 10 yıl
sonra geldiği Erzurum'da şehrin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar
karşısında hayal kırıklığına uğradığını anlatan Salih Tekin, Erzurum'u
"her geçen gün daha da geriye giden bir şehir" olarak tanımlıyor.
Erzurum'u yıllarca dışarıdan gözlemleyen Tekin'in ilginç tespitleri var.
Bu hafta Salih Tekin ile Erzurum'u ve gurbetteki gazetecilik macerasını
konuştuk. O.B
Erzurum’da yetişen bir gazetecinin başka illerde
görev yapması zor değil mi. Hiç uyum sorunları yaşamadın mı?
Doğal olarak insanın doğup büyüdüğü şehirde çalışması daha rahattır. Ancak biz
gazeteciler, görev yaptığımız her yere uyum sağlamak zorundayız. Zaten
sağlayamazsak başarısız oluruz. Bu anlamda fazla sıkıntı yaşamadım. Halen
çalıştığım ilk il olan Erzincan'da da diğer illerde de çok iyi dostluklarım
ilişkilerim var.
Erzincan’da
görev yaparken rahmetli Recep Yazıcıoğlu gibi Türkiye'nin yakından tanıdığı
renkli bir vali ile çalıştınız. İlişkileriniz nasıldı?
Evet, bir gazeteci için rahmetli Recep Yazıcıoğlu çok iyi malzemeydi. 1989 yılından
beri gazetecilik yapıyorum. Birçok valiyle çalıştım. Bende iz bırakan valilerin
başında rahmetli Yazıcıoğlu gelir. Çünkü Yazıcıoğlu'nun kapısı hep açıktı. Onun
makamına sandalyeler boş olduğu sürece herkes girer otururdu. Halk
adamıydı. Yalnız başına yürür, korumasız dolaşırdı. Görev yaptığı şehir için
büyük şanstı. Çünkü o hep çözüm adamıydı. Bürokrasiden nefret ederdi.
Doğaya
oldukça meraklıydı. Bu anlamda ilginç maceralar da yaşamışsınızdır…
Birçok maceramız oldu hele bir sal keyfi yaşadık ki hiç unutamam. Bir gün Kemah
ilçesinden İliç'e kadar biz botla, Vali Bey varillerle yaptığı kendi özel
salıyla Fırat Nehri üzerinde ilerledik. Benim için Erzincan'da Yazıcıoğlu
ile çalıştığımız dönem çok renkli bir dönemdi. Habercilik açısından güzel
şeyler yaptık.
Doğaya
oldukça meraklıydı. Bu anlamda ilginç maceralar da yaşamışsınızdır.
Birçok maceramız oldu hele bir sal keyfi yaşadık ki hiç unutamam. Bir gün Kemah
ilçesinden İliç'e kadar biz botla, Vali Bey varillerle yaptığı kendi özel
salıyla Fırat Nehri üzerinde ilerledik. Benim için Erzincan'da Yazıcıoğlu
ile çalıştığımız dönem çok renkli bir dönemdi. Habercilik açısından güzel
şeyler yaptık.
Erzincan’dan
sonra Şanlıurfa gibi bir şehirde çalışmak zor olmadı mı?
Urfa tamamen bir macerayla başladı. Daha Urfa’ya gitmemişim. Adana Bölge Müdürü
arkadaşımız ile büroları gezip teslim alıyorum. Genel Müdür Yardımcımız
aradı, 'Salıh Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çıkan kavgada DYP
Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu öldü. Cenazesi oraya geliyor. Takip et...'
Urfa'yı daha tanımadan Urfa'nın ilçesi Viranşehir'i tanımış oldum. Orada üç gün
o cenaze törenini takip ettim. Urfa çok farklı bir kültür. Bir cenaze töreni
takibi ile başlayan bu macera tam beş buçuk yıl sürdü.
Bu
sürede "Şimdi Erzurum'da olmak vardı" dediğin anlar hiç yok mu?
Bülbülü altından kafese koymuşlar yinede ah vatanım vah vatanım demiş. Şimdi
biz de bir kere burada doğduk, büyüdük. Gençliğimizi burada yaşadık.
Mesleğimize burada başladık. Aileni, eşini dostunu, arkadaşlarını burada
bırakıyor, gittiğin yerlerde sıfırdan bir hayata başlıyorsun. Benim gittiğim
dönemde Urfa'nın merkez nüfusu 500–600 bin civarıydı. Ve ben o beş yüz, altı
yüz bin kişi arasında yalnız bir kişiydim. Tanıdık kimsen yok. Çevren yok...
İnsan öyle anlarda Erzurum'da olmak istemez mi? Zamanla alıştık. Kısa
sürede çok sıcak ve güzel diyaloglar kurduk. Tabi habercilik bir yarış. Zaman zaman
birbirimizin önüne geçmeye çalıştık ama ufak tefek mesleki kırgınlıklarımızın
dışında normal hayatta çok iyi ve sağlam dostluklar kurduk. Gazeteci meslektaşlarımdan
bürokratlara, siyasilere, yerel yöneticilere kadar çok iyi günlerimiz oldu.
İki
kızın var. Çocuklar, bu şehirden şehre göç etmeye, farklı kültürlere nasıl uyum
sağladı?
İlk kızım Erzincan'da doğdu, ikinci kızım Urfa da... Çocuklar doğdukları yeri
hemen kanıksıyorlar. Şimdi Erzurum’a geldik buraya da hemen adapte oldular.
Bizim için en zor anlar Erzurum'a izine geliş gidişlerimizdi. Urfa'dan çıkıp
Erzurum'a geliyorsun. Şehre girerken o Erzurum yazan levhayı görünce bir başka
duygu haline bürünüyorsun. Geri dönüyorsun büyük bir hüzün. Bu git geller
bayağı zorluyordu alışana kadar bu anlamda çok duygusal burukluklar yaşadık.
10
yılı aşkın bir ayrılıktan sonra Erzurum'dasın. Neler değişmiş, neleri kaybetmiş
Erzurum, neleri kazanmış?
Urfa gibi bir tarihi kentte göre yaptım. Urfa dünyanın en eski yerleşim
yerlerinden birisi. Orada yerel yönetim Şanlıurfa'nın tarihine sahip
çıkıyor. Ve şu anda Urfa'da 'Eski Urfa', 'Yeni Urfa' diye iki kent imar
ediliyor. Turistlere yönelik eski Urfa'nın tarihi dokusu korunarak tarihi değerleri
gün yüzüne çıkarılıyor. Şehir halkının çağdaş ve modern yapılarda yaşamaları
için ise yeni Urfa kuruluyor. Gel diğer tarafa Gaziantep bir sanayi kenti. Bir
üretim merkezi, bir metropol adayı. Buradan Erzurum’a dönüyorsun. Dev bir köy.
1998'de gittiğimde Erzurum nasıldıysa 2008'de döndüm hala öyle. Hatta
geri gitmiş. Hiç bir şey değişmemiz. Tek değişiklik şu son dönemde belediyenin
bazı tarihi eserlere yönelik başlattığı çevre düzenlemesi çalışmaları.
Evet,
bir yandan tarihi eserlerimizin etrafını açıyor, bir yandan da barakalar
yaptırıyoruz.
Erzurum olarak en önemli özelliğimiz bu; bir şey yaparken bir şeyi de
yıkıyoruz. Biz tarihin önemini henüz öğrenemedik. Tarihi eserlerin halen
kıymetini kavrayamadık. Buraların birer bacasız sanayi olduğun algılayamadık.
Bakın Antep’teki Zaguma'ya yılda 10 bin turist geliyor. Bu konuda yerel
yöneticilerin çok büyük sorumlulukları var. Biz sadece ağlıyoruz. Devlet
yapmadı etmedi gibisinden. Kendimiz ise hiç bir şey yapmıyor. Atatürk Üniversitesi
tatile girdikten sonra şehir öldü. Hiç bir renk, hareketlilik yok. Gaziantep’te
yaz boyunca, belediyeler, eğlenceler, festivaller, konserler, birçok
etkinlikler düzenliyor, uluslararası fuarlar açıyorlar. Erzurum'da hiç bir şey
yok. Eskiden bir fuarımız vardı şimdi o da yok.
Senin
de söylediğin gibi Antep bir sanayi kenti bizim neyimiz var ki?
Bunu irdelemek lazım işte. Antep bu konumunu nasıl yakalamış. Gaziantep'in şu
anda 4 tane organize sanayi bölgesi var. Gazeteci ağabeylerimizden Demir
Bilirdönmez, hep anlatır. 1975 yılında Antep’e gitmiş. 'O zamanlar Antep bir
köydü. Erzurum ise her anlamda şehirdi' diyor. Aradan 30 yıl geçmiş şimdi orası
metropol burası köy. Antep'ten şu anda 100'ün üzerinde ülkeye ihracat
yapılıyor. Şehrin dev firmaları var ve bu firmalar nerede ne yaparlarsa
yapsınlar mutlaka merkezleri Gaziantep'tir... Sankolar, Merinoslar, Şölenler...
Biz sadece bir Aşkale Çimento ile öğünüyoruz. Antep'in Türkiye gelindeki ilk
500 sanayi kuruluşu listesinde yüze yakın şirketi var. Geçenlerde bir haber için
araştırma yaptım. 1984 yılında Erzurum 200 milyon dolar ihracat
gerçekleştirmiş. Aynı dönemde Türkiye'nin ihracatı 2 milyar dolarmış. Bugün
Türkiye'nin ihracatı 100 milyar doları aştı, bizim ihracatımız 1 milyar dolar
değil. Erzurum'un içinde bulunduğu durum bu kadar vahım. Biçim çok şey yapmamız
gerek ama nasıl yapacağız bunu bilmiyorum. Hani derler ya büyüklerimiz daha iyi
bilir...
Büyüklerimiz
daha iyi bilir de küçüklerde hiç bir şey yapmıyor, nereye kadar bu böyle devam
edecek?
Küçüklere fırsat gelmiyor ki. Benim şövanist bir milliyetçilik anlayışım
yoktur. Buna karşıyım da. Ancak artık Erzurum'da Erzurum milliyetçiliğinin
oluşması şart. Antep’te bana bir olay anlattılar. İki gazeteci kavga ediyor.
Tartışıyorlar. Neyse bunları ayırıyorlar. Biraz sonra bunlar yeniden kavgaya
tutuşuyor. O sırada benim gibi orada olan başka ilden gitmiş bir gazeteci, 'ya
arkadaşla siz ne yapıyorsunuz. Niye kavga ediyorsunuz, yakışıyor mu?
Ayıptır gazeteci adam kavga eder mi' gibi uyarılarda bulunarak kavgayı
yatıştırmaya çalışıyormuş. Kavga edenler kavgayı hemen bırakmışlar. Ve bu
arkadaşa dönmüşler, "sana ne kardeşim. Sen niye karışıyorsun? Sen Antepli
bile değilsin. Biz kavgada ederiz, barışız da." diye terslemişler. Ben çok
sert tepkilerini görmedim yabancılara karı Antepliler sıcak insanlardır.
Ancak felsefe bu. Kavgalarına bile yabancıları karıştırmazlar. Dışarıya kaşı
birik olurlar. Bir Antepli nereye giderse gitsin Memleketini asla terk
etmiyor.
Erzurum,
bu birliği verdiğin bu kalkınma örneğini gerçekleştirebilmek için ne yapmalı?
Bizim çok iyi potansiyelimiz var. Bu şehrin tarihi ve kültürel bir birikimi,
geçmişi var. Biz gazeteciliğe ilk başladığımızda bu şehirde en az 5–6 tane et
kombinası vardı. Canlı hayvan ihraç ediyorlardı, et ve et ürünleri ihraç
ediyorlardı. Şimdi kaç tane var? Ne oldu bu fabrikalar? Biz şunu beceremiyoruz.
Bir araya gelemiyoruz. Bak beş parmak bir araya gelince yumruk oluyor. İşte biz
yumruk olmayı bir başarabilsek. 2008 yılında Antep'te 13 tane uluslararası fuar
düzenlenecekti. Bizim neyimiz var. Biz tutturmuşuz Erzurum soğuk, Erzurum
kış... Ben 15 yıl öncede ‘Beyaz çile umut oluyor' diye haberler yapıyordum.
Şimdi geldim hala aynı haberleri yapıyoruz. Hiç bir mesafe alamamışız. Hala
başladığımız yerdeyiz
Bizde
2011 gibi dev bir organizasyona hazırlanıyoruz?
Bizim için büyük şans ama ortada henüz hiç bir şey yok. 2011 için hazırlıklar
nedir, nasıl yapılıyor? Bir gazeteci olarak bizim dahi haberimiz yok. Şu anda
2009 yılının ortasındayız. Hala bekliyoruz. Erzurum 2011'i başarıyla atlatırsa çok
ceddi bir patama yapabilir. Ancak bu fırsatı çok iyi değerlendirmeliyiz.
Biz
gerekli sıçramayı nasıl yapacağız. Eksiğimiz ne?
Bu kentin öncü güçleri yok. sivil toplum örgütleri, kent önderleri yok. Yada
varlar da ben göremedim. Erzurum bütün Ortadoğu, Orta Asya ve
Kafkaslara hizmet verebilen bir sağlık merkezi olabilir. Biz tutturmuşuz
sanayimi yok sanayimiz yok. Bu anlamda hastane kuruyoruz, mevcut hastaneyi
kapatıyoruz. Pasinler Ovası'nda patates üretiyoruz, kendimiz tüketiyoruz.
Yarısını da çürütüp çöpe atıyoruz. Ya bir cips fabrikası da mı kuramayız? Sözün
özü sosyo ekonomik olarak Erzurum Türkiye'nin 60'ncı ili konumu da. Erzurum'dan
sonra Hakkâri, ağrı geliyor. Antep ise 20'nci sırada.
Yaşadığınız
kentten sosyal ve ekonomik göstergeleri 40 basamak altta olan bir şehre
geldiğinizde gözünüze ilk çarpan ne oluyor?
İnsanların umutsuzluğu, karamsarlığı, asık yüzleri... Erzurum'da dolaşırken bir
tane gülen adam göremiyorsun. Herkes asık suratlı. Çünkü kafasında bin bir
problem var. İşsizlik, aşsızlık, yakında kış geliyor acaba nasıl geçecek. Şunu
çok iyi anlamalıyız ki, Erzurum'u sevmek bar oynamak, humakuşu türküsünü dinlemek
değil. Erzurum'u sevmek, Erzurum'u geleceğe taşımaktır. Açıkça konuşalım.
İğneyi kendimize batıralım. Burada Erzurum sevdası diye bir şey yok. Burada bir
sevda oyunu oynanıyor. Bu şehre önce bizim sahip çıkmamız lazım. Hiç unutmam
Sakıp Sabancı bir Erzurum gezisi sırasında. Yatırım isteyenlere, "Önce
Erzurumlular gelsin buraya yatırım yapsın. Sonra bizde geliriz" demişti. Adam
doğru söylemiş.
Yaptığım
bütün röportajlarda herkes hemen hemen aynı şeyleri söylüyor. Sorunlar
belli ancak çözüm yok.
Çözümü bulmak öyle kolay değil. Önce gidip gezeceğiz. Başımızı soktuğumuz
kumdan çıkaracağız. Ancak o gezilerde gözlemlerimizi iyi yapacağız. Öyle dışarıda
tünel görüp gelip şehri tünellere boğmak değil demek istediğim. Şehirleri iyi
tanıyacağız. İyi analiz edeceğiz. Biz şimdi sadece edebiyat yapıyoruz.
Bizim her sohbetimiz Erzurum'u kurtarmak üzerinedir. Biz işin dedikodu tarafındayız
daha olayları magazinleştiriyoruz.
Son
alarak neler söyleyeceksiniz?
İnsanlara Erzurum dediğin vakit çok iyi şeyler düşünüyorlar. Bu anlamda bir
markayız. Beni acıtan şehrin şu hali. Ölü toprağı serpilmiş gibi tepkisiz
hareketsiz hali. 2011 ile birlikte bu şehir ya çok iyi bir sıçrama
yapacak ya da iyice dibe vuracak. Bu sinerjiyi iyi kullanmalıyız. Bu bakımdan
sivil toplum kuruluşlarımıza çok önemli görevler düşüyor. Erzurum için artık
sözün bittiği yere geldik. Bunun için bu şehrin, gazetecisi, siyasetçisi,
yöneticisi, bürokratı bir araya gelmeli. Erzurum ortak paydası altında tüm
ideolojileri, çıkar çatışmalarını bir yana bırakarak mevcut potansiyelimizi,
tarihi misyonumuzu yeniden ayağa kaldırmalıyız. Bize bizden başka kimsenin
faydası yok. Bunu artık çok iyi kavramalıyız. (www.erzurumajans.com)









































Erzurum 3 °C











