17 Ağustos 2017 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > Talip AKBAŞ > Büyük Buluşma
Talip AKBAŞ

Büyük Buluşma

09.01.2017 18:25:48 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Talip AKBAŞ
Bize ayrılan ömür sermaesi eriyor. Gözlerimizin önünden kayıp gidiyor usul usul. Farkında olsakta olamasakta. Hayat tüm görkemiyle bize farklılıklar yaşatsada. Durum değişmiyor. Doğumla koyulduğumuz yol her gün biraz daha tükeniyor. Ölüme daha bir yaklaşıyoruz. Attığımız her adımla mahşere, büyük buluşmaya doğru yol alıyoruz. O gün neler olacak neler?

Büyük buluşma gerçekleştiğinde mahşeri kalabalık içinde herkes kendi derdindedir. Kimse kimseye bakamaz bile. Çünkü "o gün kişi kardeşinden kaçar. Anasından, babasından kaçar. Eşinden ve oğullarından kaçar. O gün herkesin işi başından aşkındır. O gün bazı yüzler ışık saçar, yüzleri güldürecek müjde almıştır. Bazı yüzler ise (o gün) tozlanmış ve onları karanlıklar bürümüştür. İşte onlar kafirler ve facirlerdir."[1]

Korkulu bir bekleyişin ardından ilahi adaletin gerçekleşeceği mahkeme kurulur. Görevli melekler kaydedip arşivledikleri kayıtları önümüze koyar. Kim bilir kaç bin boyutlu kamera ile çektilerse artık. Küçük demeden büyük demeden her bir şey kaydedilmiştir. Hatta hangi niyetle yapıldığı da.  Ya hu bu da mı bunu hiç hesaba katmamıştım dediklerimiz de.

Her tür sırrın, sırra kadem bastığı bir noktadır bu nokta. Saklama kabı olmayan yerdir bu yer.  "Her bir fert yaptığı iyiliği de kötülüğü de önüne açılmış olarak bulur."[2] "O gün hiç bir haksızlık olmaz.[3] Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görür, kim de zerre miktarı kötülük işlemişse onu görür.[4] Her insana Kitabını oku, bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter."[5] denilir.

O gün herkes dünyadan götürdüğü  kitabını muhakkak alacaktır. Kitabı sağdan verilenler huzur içinde diyecekler ki: "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu ben hesabımla  karşılaşacağımı zaten biliyordum." Bunlar böylece hoşnut olacağı bir hayata, kendisi için hazırlanan eşsiz cennete adım atmış olacaklar.

Kitabı soldan verilenlere gelince,  onlar mahcup, onlar perişan ve onlar pişmanlık içindedir: "keşke kitabım bana verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim, keşke ölümle tamamen yok olup gitseydim, malım bana hiç bir fayda sağlamadı, gücüm, saltanatım yok olup gitti.[6] ve keşke ahiret hayatım için dünyadan bir şeyler getirseydim"[7] diyecektir. Ne yazıkki son  pişmanlık fayda vermeyecektir. Önüne serilen kusurları inkar etme durumunda ise, kulaklar, gözler ve deriler kişinin kendi aleyhine şahitlik yapacaktır.[8]  

Biz müslümanız. Bizi bağlayan kitabımız var. Ufkumuzu aydınlatan rehberimiz, peygamberimiz var. Biz başı boş değiliz. Hayata sorumluluk duygusuyla tutunmak durumundayız. Ölmeyecek gibi dünyamızı yarın ölecekmiş gibi ahiretimizi imar etmek şiarımız olmalıdır.

Kaçınılmaz olarak karşılaşacağımız hesap gününü hafife almak olur mu? Mizanda tartıya gelecek amel yapmamak akıl karı mı?  Cenneti umursamamak, cehennem kaygısı taşımamak bir müslüman için olacak iş mi? Ebedi alemi hesaba katmadan ömür tüketmek mümine yakışır mı? Hayatı hesaplı ve kitaplı yaşamak müslüman olmamızın  gereğidir.

Öyleyse ilahi adalet önünde başımızı öne eğdirecek işlerden kaçınmalı, hesabını verebileceğimiz işler yapmalıyız. Mahkeme-i kübrada mahcup olmamak adına insanlık için salih amel üretmeliğiz.

Bilmemiz gerekir ki Cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçedir. Gene bilmemiz gerekir ki cehennem de ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın yeridir. Hedefimizi iyi belirlememiz icap eder. Son pişmanlık çare olmaz. Vakit geçmeden, "keşke toprak olup gitseydim"[9] demeden, ömrümüzün kıymetini bilmeliyiz. Dünya ve ahiret dengesini sağlıklı bir biçimde kurup, ebedi mutluluğa kavuşmanın yollarını aramalıyız.
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.