Demir Yolu Çocukları -1-

Geçen gün 1970 li yıllarda yaşadığım mahalleye gittim. Oraları gördükçe hatıralar, yaşanmışlıklar, bir film şeridi gibi ama yıldırım hızıyla, bir bir gözlerimin önünden geçti. Bazen sevindim, bazen hüzünlendim.

Bundan tam 40 yıl önce 2 yıl oturduğumuz DDY lojmanın önünde duruyorum. İşte 120 metrekarelik bu lojmanın yarısı bizim. Bir oda bir sofa. Yanlış anlamadınız bir oda bir sofa. Mutfak, tuvalet ve banyo bu 60 metrekarenin içinde. İki erkek, iki kız kardeş, en büyük ben, lise birinci sınıftayım. Birde anne baba,6 kişi bu evde yaşıyoruz. İç oda anne babanın, sofa çocukların. Le şeklinde bir makat. Le nin bir tarafı kızların, bir tarafı erkeklerin. Bu sofanın orta yerinde bir Kuzine soba. Üstünde fokur fokur kaynayan bir Güğüm ve evi saran ıhlamur ve tarçın kokusu.  Sobanın alt yan kapağı açık, içinde patatesler, yanında maşa. O maşayla yanmasınlar diye patatesleri çeviriyoruz.

Ama bahçesi, o harika bahçesi. Yaz geldi miydi, bahçeyi çepeçevre kuşatan ve adeta bir duvar gibi etrafı kaplayan Frenk üzümleri. Bahçe içinde akasya ağaçları. Öğleden sonra annemin akasya ağaçlarının gölgesine serdiği kocaman bir sofra bezi. Bu sofra bezinin etrafına toplanan komşu kadınlar. Dolmalar, pastalar. Az ötede dumanı tüten bir semaver. Her sabah bütün komşuların sözleşmişçesine evden hortum takarak bahçelerini sulamaları. Bütün bunlar bölük pörçük, ama hala kulağımda çınlayan Çobanoğlu Reyhani atışması. Reyhani’’ Senin ayakların çok büyük, ben sana bir ayakkabı uyduramadım’’ diyor. Çobanoğlu cevap veriyor ’’Erzurumlular iyi Başbar oynuyor ben sana bir Başbar oynatamadım’’ diyor. Herkes kahkahalarla gülüyor.



(İşte o küçücük lojmanın yaz hali)

Bu pikap pilli. Pilleri zayıflayınca ezgiler bozuluyor, anlaşılmaz hale geliyor. Burada oturan komşu teyzelerden Perihan teyze aklımda. Aramızda ona ‘’Şişko Perihan teyze’’ diyoruz. Mehmet Aktan amcanın hanımı. Mehmet amca, uzun boylu, kocaman ayakları var. Kızları Engin, Esin, Nesrin, oğulları Ahmet. Perihan teyze büyük kızı Engini, benimle beraber okula gönderiyor. Sıkı sıkıya da tembihliyor. Beraber gidin, gelin. Beraber gidip geliyoruz. Ama Engin ara sıra beni ekiyor. Ortanca kız Esin kalecimiz olmadığı zaman bizim takıma kalecilik yapıyor. Saç baş birbirine karışıyor, yüzü gözü toz içinde kalıyor. Küçük kardeş Ahmet, bizden küçük ama tam bir top cambazı. Akşama kadar o topu elinden bırakmıyor, topla birçok numara yapıyor.

Gez mahallesi tarafından Gar binasına doğru yürüyorum. Yanımızdaki lojman da bir ara Selahattin Demir amca oturdu. Oğulları Adem ve Sebahattin. Bitişiğinde ki lojman ise Yol atölyesinde çalışan Erol Atalay beyin.



Yürümeye devam ediyorum. Şimdiki lojman bizimkilerden çok büyük yani en az 100 metrekare. Burada Hacı Müslüm Yıldız amca oturuyor. Oğulları öğretmen Sırrı(Evren paşa ilkokulunun müdürü), öğretmen Zeki, Ressam Hasan(Atatürk Üniversitesinde çalıştı) ve küçük kardeşleri Hüseyin. O yıllarda benim en samimi arkadaşım Hasan. Hasan şiir yazıyor, karakalem resim yapıyor. Evin yola bakan merdivenlerinde oturuyoruz, bana şiirlerini okuyor. Mekânı cennet olsun, bir şiirinin aklımda kalan bazı satırları şöyle:

Ben senin dediğin gibi sevmesini bilmem
Dans etmesini. 
Kayabaşı çığırırım. 
Türkü okur, türkü söylerim. 
Ben senin gibi dans etmesini bilmem,
Varım halaya varsan, 
Yayık yaymasını bilirsen, 
Tezek yapmasını bilirsen. 
Yakın gel.

Daha sonra, yukarıdaki bu evde Hüseyin Aydın amca da oturdu.Oğulları Ufuk ve Namık.

Yürümeye devam ediyorum. Yanındaki bu ikinci tekli lojmanda kısım şefi Seyfettin Kaya bey oturuyor. Bizim yaşıtımız oğlu Bahattin vardı.(Daha sonra DDY de müfettiş olmuş, Haydarpaşa garında yıllarca çalışmış.) Bizim Ray sporun santraforuydu.O uzun boyuyla ve kafa golleriyle meşhur olmuştu.Haddinden fazla nazik ve kibardı. Bizden küçük bir kardeşi daha vardı. Adı Hayrettin.

İşte bu lojmanda daha sonra Kısım Şefi Osman Nuri Baştan bey oturdu.Bu lojmanlar aynı zamanda o kişinin iş yeriydi.Girişteki bir oda resmi daire olarak kullanılırdı.Makam masası, üzerinde sümen takımı, iş için gelenlerin oturacağ birkaç sandalye ve evrakların konduğu tahta dolap.Bende bu evin girişteki bürosunda Osman beyin yanında yazın 3 ay sigortalı olarak çalıştım.

Galiba lise 2.ci sınıftaydım. 45.ci Kısım Şefliğinde çalışan işçilerin bordrosunu tutuyordum. Osman bey ile haftada bir gün küçük MOTORLU DREZİN ile yolları kontrole çıkardık. Güzergahımız Erzurum- Erzincan arasıydı.Osman bey yol boyunca bana coğrfi bilgiler verirdi.Bu nehir Karasu dur, burası baraj gölüdür, köprüler ve menfezler çok çok sağlam olmalı. Bir görevimizde buraları kontrol etmektir.



İşte bu lojmanda daha sonra Demir Sporun ünlü futbolcuları Ufku ve Duygu kardeşler oturdu. 

Yola devam ediyorum. Buradaki lojmanda Ahmet Algor amca oturuyor. Demir sporun meşhur yöneticisi.Oğlu Mahmut (Erzurum Sporda futbol oynadı),diğer oğlu Ergün.(Benim yaşıtım.Tam bir top cambazı,cıva gibi, tutulması imkansız. Top nasıl istop edilir,topa nasıl falso verilir, ondan öğrenirdik.)Birde küçük kardeşleri Emin var benim küçük kardeşim Muhlisin arkadaşı.

Devam ediyorum. Şimdiki lojmanlar iki katlı.Üst katta müfettişler,alt katta DDY avukatları oturuyor.

Hemen yanında Mustafa Yalvaç amca oturuyor. Oğlu Dr. Macit Yalvaç (Ben her sabah bahçede ağaçlara ders anlatırken, Macit abi ağaçlar arasında zik zaklar yaparak koşuyor). Diğer oğlu eczacı Mert Yalvaç (kısa süre demir sporda kalecilik yaptı).Liseyi aynı dönem okuduk.

Diğer iki katlı lojmanın alt katında Zeki Şengöz amca oturuyor.Oğulları Erkan(Erzurum sporda futbol oynadı.Meslek lisesinde öğretmendi) ve benim yaşıtım Haluk.(Futboldaki hırsını hiç unutamam.Bahçe içindeki maçlarda mutlaka karşı takıma geçerdi. Tek amacı bana rakip olmak. Yeterki bana çalım atsın. Onun yüzünden bende hırslanırdım.Pantolonlar kirlenir,ayakkabılar parçalanır,beni yener,yinede hırsı geçmezdi. Ama hiç kin gütmezdi)

Devam edecek... Sonraki bölüm Gar Binası
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.