Donuna kadar borçlu bir şehir...

Ekonomisi dibe vurmuş bir şehirden vergi rekortmeni olmasını ya da ihracat rekorları kırmasını beklemiyorduk elbette... Ama defalarca, "...Erzurum'da işler hiç de iyiye gitmiyor" şeklinde yazıp duran biz bile vaziyetin bu kadar vahim olduğunu hesap edemedik.
Bu, öyle rivayet filan değil; doğrudan resmi bir açıklama...
TBB söylüyor: Erzurum Ocak-Mayıs 2015 tarihleri arasında, 3 milyar 390 milyonu kamu, 2 milyar 189 milyonu da özel bankalardan olmak üzere, toplam 5 milyar 580 milyon kredi kullandı!"
Aynı TBB açıklamasının devamında da altını kalınca çizerek diyor ki, "Erzurum kredi açısından artık riskli bir alan."
Rakamın büyüklüğüne bakar mısınız?
Beş ayda, eski ifadeyle beş katrilyon beşyüzseksen trilyon lira kredi kullanmışız.
Üretmeden tüketen ve çok büyük oranda kamu girdileriyle hayatını idame ettirmeye çalışan bir şehrin hal-i pürmelalini bundan daha acıklı anlatacak bir sonuç olamaz.
"Erzurum batmış!" denilse hiç de yalan yanlış bir yakıştırma yapılmış olmaz.
İşte fotoğraf ortada, neresinden ve nasıl bakarsanız bakın sanayisi, tarımı ve ihracatı olmayan bir şehir, beş ayda bu oranda bir kredi yükünün altına girmişse, bu demektir ki alarm zilleri bizim için çalıyor.
Bizde sanayici ve büyük işadamı yok da, hani sözgelimi diyecek olursak, bu şehir, çöpçüsünden patronuna kadar borçlu...
Daha açık bir ifadeyle, bankaların rehin aldığı bir şehrin adıdır Erzurum...
Bindiğimiz otomobil kredili, oturduğumuz ev kredili, cebimizdeki cep telefonu bile ipotekli... Diğerlerini saymıyorum bile...
Sanki birisi kulağımıza "Haydi Dadaşım sen koşmana bak, nasılsa borç yiğidin kamçısıdır" diye fısıldamış...
Öyle bir kaptırmışız ki kendimizi, elalemin beş on yılda dahi biriktiremediği borcu biz 5 ayda halletmişiz.
Olsun bardağın yarısı dolu yine de... Baksanıza!
Nerdeyse yarım asırdır, Erzurum'un "şampiyon" yahut da "birinci" olduğu bir başarı hikayesi yoktu. Sağolsun TBB bizi bu mahzun durumdan kurtardı! TBB diyor ki, "Erzurum, beş ayda en çok kredi kullanan il olarak şampiyon oldu!"
Sizi bilmem ama ben artık şaşırmıyorum...
Öyle ya...
Ayağındaki donuna kadar bankaya rehin düşmüş bir şehrin şampiyonluğu da böyle olurdu.
Hoş ihracat birincisi olacak değildik ya...
Bir şehir düşünün ki, inşaat sektörü yüzde 90 oranında bitmiş, tarım desen hak getire... Hayvancılık tükeneli neredeyse yarım asır oldu!
Geride kala kala, Türkiye'nin belli yerlerinden okumak için gelen ama en az bizim kadar çulsuz olan şu fukara talebeler ve sayıları hızla azalan kamu çalışanları...
Birisi gelip Atatürk Üniversitesi'ni bir de kamu çalışanlarını bu şehirden çekip çıkarsa, geriye Suriye'den gelen dilencilerin dahi tenezzül etmeyeceği ucube bir köy kalır.
Büyük-küçük ayrımına hacet yok. Zira bu şehirde artık esnaf da kalmadı.
AVM'lerdeki hamburgeciler memleketin tüccarı  oldu baksanıza...
Kuzum Allahaşkınıza siz daha neyin hesabını yapıyorsunuz ki...
Sağlık ve kış turizmine çok güvenmiştik, bu sayede şehir bir sıçrama yapacak diye inanıyorduk.
Olmadı, feci şekilde çuvalladık...
Misal:
Sağlık (üniversite hastanesi hariç) tam bir fiyaskoya döndü. Adı eğitim olan ama içinde eğitime dair tek bir ünite bulunmayan koskocaman bir yanılgı... Serçe parmağı kırılan hastayı dahi üniversiteye göndermekten hicap etmeyen bir hastane... Yeni hastane de zaten mahkeme duvarına tosladığı için, belki biraz da böyle olması  istendiğinden hilkat garibesi gibi duruyor orada...
Kış turizmi...
Ne siz sorun ne biz söyleyelim...
Dört tane direğin üstünde bir pisti ayakta tutamıyoruz!
Sonra da "niye turist gelmiyor" diye feryat figan ağlıyoruz.
Ne yaman bir çelişki...
Kış turizmi de çöktü ne yazık ki... Direkler girdi bir yerlerine...
İyi ki bankalar var!
Nasılsa "borç Dadaşın kamçısıdır!"
Hem bankalar tefecilerden daha acımasız da değiller...
Bu da işin olumlu yanı!
Bunca hengame içinde eksik olmasın belediye moralimizi yüksek tutalım diye ha bire şehrin dört bir yanını afişlerle donatıyor, her gece birbirinden renkli cümbüşler düzenliyor!
Yoksa sabahlara kadar devam eden vur patlasın çal oynasın faslı nasıl olurdu başka türlü?
Ağlanacak halimize rağmen müzik ve sanat festivallerimiz gırla gidiyor!
İşimiz Almanya'dan iyi...
İftarımız çadırlardan, kredimiz bankalardan, cümbüşümüz belediyeden...
Burada kim olsa oruç tutar...
Türkümüz bile var:
Zeki, İstanbul neçi, Erzurum yayla, yayla...
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • 123 01 Ocak 1970 02:00

    erzurumun on yıl sonraki halini düşünemiyorum.

  • 123 01 Ocak 1970 02:00

    tebriz kapıda iftar çadırında yemek veriliyor.yerler leş gibi o insanlar nasıl yemek yiyor ne şartlarda yiyito insan olduğumuza utandım

  • vedat cellat 01 Ocak 1970 02:00

    TAM BİR ERZURUMUN GERÇEĞİNİ FOTOĞRAFINI ÇEKMİSİN HAKİKATEN ERZURUM İŞLER ACISI BİR DURUMDA ÖLMÜŞ AĞLIYANI YOK

  • Selin 01 Ocak 1970 02:00

    Desenize çook inandığımız bu sefer farklı dediğimiz Başkan`da diğerlerinden farksız çıktı çok yazık

  • Adınız 01 Ocak 1970 02:00

    Üretim ekonomisini bu ülkede sadece milli görüş yapmış ve uygulamıştır. Gerisi sadece tüketim üzerine durmuştur.

  • AHMET 01 Ocak 1970 02:00

    günaydın mehmet bey günaydın hayırdır bu şehirde anlatılan hikayeler bitti galiba...

  • HARUN ESLEK 01 Ocak 1970 02:00

    Mehmet Bey uzaklarda olsakta sizlerin değerli yazılarınızı okuyoruz ve onaylıyoruz ağzınıza yüreğinize sağlık sizlerde olmasa erzurumu kaleme alacak kimse kalmamış nerde o erzurumun gazetecileri basını yoksa onlardamı cümbüşteler :)))