Mumcu Caddesi -2-

Vergi dairesinden sola dönüşte Camii Sokağa girilir, yol Y. Mumcu Camii’nden, bugünde olduğu gibi Atatürk Evi’nden Çaykara’ya inerdi.

Çocukluğumuzda; kızaklarımızı buradan bırakır, Gez Mahallesi’ne kadar inerdik.

Y. Mumcu Camii, çocukken sık gittiğimiz, bir hayli de yaramazlık yapıp, rahmetli Şefik Hoca’dan öğüt niteliğinde ufak fırçalar yediğimiz ilk göz ağrımızdı.

Mahalle kültürünün ziyadesiyle yaşandığı o güzel günlerde, mahallenin ağabeyleri küçük çocuklara abdest almasını, namaz kılmasını öğretirlerdi.

Hele sigara içmek gibi kötü alışkanlıklara heves eden çocuklar, ailelerinden çok mahallenin büyüklerinden korkarlardı.

Bizim mahallenin büyüklerinden rahmetli A. Mennan Yılmaz Ağabeyi, bizi ilk Cuma namazına götürmeden önce ne kadar da pratik yaptırmıştı.

Vergi Dairesi’nden camiye giden yolda Kuyumcu Alper’in yaptırdığı apartman ve Karadenizli Çavuşoğulları’nın arsaları ile evleri bulunurdu.

Artvinli Eczacı Bahattin Çaloğlu’nun Aras Ecza Deposu, Akkök’lerin Ekmek fırını, Vehip Atalay’ların bahçeli güzel evleri, Erzurumlu Çavuşoğulları’nın evleri de bu bölümdeydi.

Ecz. Bahattin Çaloğlu Erzurum’un ilk eczacılarındandı, Taş Mağazalardaki Erzurum Eczanesi’ni çalıştırıyordu, daha sonra eczanesini Numune Hastanesi’nin yanına taşımıştı, Bahattin Bey milletvekili seçilinceye kadar Erzurum’da uzun müddet eczane ve ecza deposu işletmişti.

Mesleğimizin duayenlerinden olan Bahattin Abi, son derece zeki, kültürlü, sosyal yönü fazla olan, yardımsever birisiydi.

Fransızcayı iyi konuşan Bahattin Abi, çokta güzel şiir okurdu.

Turgut Özal’ın daveti üzerine siyasete giren Bahattin Bey, siyasi ihtiraslara kapılmadan, onurluca yaptığı milletvekilliği görevine son noktayı koyacak kadar da erdemli bir davranış sergilemişti.

Ankara’da yaşayan Bahattin Ağabeyi’nin, Erzurum’da iyiliğinin dokunmadığı kişi sayısı yok denecek kadar azdır desem, herhalde abartma yapmış olmam diye düşünüyorum.

Aras Ecza Deposu’nda onlarca insan görev alır, bölgeye ilaç yetiştirmeye çalışırlardı.

İstasyondan gelen ilaçları at arabasıyla depoya getiren ‘Karadayı’ lakaplı Ahmet Abi, arabayla Mumcu Caddesi’nden geçerek ilaçları Aras Ecza Deposu’na götürürdü.

İlacın bulunmadığı bu dönemlerde Mumcu’da eczacılık yapanlar, Karadayı’nın at arabasıyla geçmesini dört gözle beklerlerdi. 

Eskiden bugünkü gibi camilerin ve evlerin gasil haneleri yoktu, evler müsait değilse, cenazeler bahçelerde, etrafı bezlerle çevrilen bir mekânda yıkanırdı.

Su ısıtmak için altında ateşler yakılan büyükçe kara kazanlar, matem havasını etrafa duyurur gibiydi.

Çocuktuk, oyuna dalmıştık, komşu mahallenin çocuklarının: “Duydunuz mu Çavuşoğulları’nın bahçesinde ölü yıkıyorlar” sözleri üzerine, meraktan ölünün yıkandığı yere yönelmiştik, rüzgârın araladığı ehramların arasında, teneşirdeki mevtayı gördüğümüz de korkudan günlerce uyuyamamıştık.

Daha sonraları yine mahallemizin büyüklerinin öğretileri ile sevap kazanmak için çocuk sayılacağımız yaşlarda cenaze defin işlerine de alışmıştık.

Mumcu Caddesi’nden Camii Sokağa ayrılan yolun karşısında Ateş Eczanesi vardı, eczanenin üstünde Diş Doktoru Hilmi Ziya Güllülü’nün muayenehanesi yer alırdı.

Adnan, Kenan ve Hasan Torun kardeşler bu yerleri alarak, yerine Torunlar İş Merkezi adı altındaki binayı yaptılar.

Prof. Dr. Tali Hoca da bir müddet eczanenin üstünde muayenehane işletmişti.

Ateş Eczanesi sırasından Y. Mumcu Camii’ne giden tarafta Demokratik Parti’nin binası ve lokal vardı.

Gençliğe adım attığımız dönemlerdi, bu lokalden hiç çıkmazdık, Neşet Emi’nin işlettiği mekânda sabahtan akşama kadar, sanatçı Hayri Şahin’in plakları çalardı.

 Yol İş Sendikası’nın ve yanındaki Birol Reklâm’ın bulunduğu binaların yerinde, Recep ve Neşet Gemalmaz’ların ev ve ahırları bulunurdu.

Evin merek kısmında bir marangoz atölyesi vardı ve bu işyerinin önü, çocukların top oynadıkları boş bir arsa idi.

Çocukların topları ara sıra marangozun camını kırardı, marangoz da camın parasını kurtarmak için çocukların elbiselerini rehin alırdı.

Camii sokağın kuzey tarafında Lazların ahırlı, merekli evleri, Zennure Paşa’nın iki katlı eyvanlı konağı, Cahit Uzun’un ve Kayserililerin evleri ile gazoz imalathanesi bulunurdu.

Ateş Eczanesi’nden A. Mumcu’ya inişte, askerlere özel matinenin yapıldığı Şen Saz ile üzerinde Şen Palas’ın olduğu binada bir müddet SSK Hastanesi görev yapmıştı, daha sonraları ise burası Oba Oteli olarak çalıştırılmıştı.

Oba Oteli’ni TRT saz sanatçısı İlhami Kamber’in babası Badicivanlı Ali Kamber işletirdi.

Şen Saz’ın önünde duran ufak tefek yapılı “Bıli Bıli” isimli çığırtkanın “Hadi Başlıyor, Tiyatora Başlıyor” sözleri, Mumcu Caddesi’nin kaldırımlarında hâlâ yankılanmakta.

Oba Oteli’nin altındaki mağaza bir müddet Akgün Mobilya olarak hizmet verdikten sonra, Göncüoğulları tarafından et ve sucuk satan bir iş yerine çevrilmişti.

Şato Bilardo ve Saraylı Beyti isimli lokanta da Göncüoğulları’na ait bu mağazada bulunmuşlardı.

Şu anda Yapı Kredi Bankası’nın bulunduğu binanın bitişiğinde Necati Çakmut’un Yıldız Lokantası ve Hemşinli Harun Yağcı’nın Yıldız Fırını, caddenin bilinen işletmeleriydi.

Yıldız Lokantası’nın yeri Mulen Ruj Pavyon, As Kulüp ve Martı Restaurant isimleriyle de çalıştırılmıştı.

Yıldız Lokantası’ndan sola dönüldüğünde karşımıza çıkan Gemalmaz Sokakta, tapucu Ali Efendi’nin, radyocu Muzaffer Mutlu Yazar’ın ve Ebulhindili Cafer’in kardeşi Aslan Bey’in evleri vardı, büyük postanenin tadilata alındığı bir dönem, PTT bu sokakta bulunan Yurttaşlar’a ait apartmana taşınarak görevini sürdürmüştü.

Uzun bir ömür süren rahmetli tapucu Ali Amca babamın meslektaşıydı, dürüst ve erdemli bir insandı.

Ali Amca’nın oğulları Mahmut, Aziz ve A. Baki Kişioğlu kardeşler de bugün şehrimizde babaları gibi güzel özellikleriyle tanınırlar.

Gemalmaz Sokağın Mumcu Caddesi’ne bakan diğer köşesinde, akmayan bir çeşme ile Mükerrem Hakgören’in büz imalathanesi, Sürmeneli Hüsnü Dayı’nın ve Bayburtlu Mehmet Aktürk’ün bakkal dükkânları yer alırdı.

Bu yerler ilerleyen yıllarda Dönmezler tarafından bir iş merkezine dönüştürüldü, bina uzun müddet erkek öğrenci yurdu olarak da kullanılmıştı.

Önünde bahçesi olan tek katlı Ankara Bar ve arkasındaki iki katlı Ankara Oteli, bu bölümün en tanınan mekânlarıydı.

Ankara Bar’ında, Leyla’sının aşkı uğruna Erzurum’a gelen Kemanî Haydar Telhüner’in keman çaldığı, hatta meşhur “Leyla” adlı eserini burada bestelediği söylenir.

Bir zamanların gözde mekânı Ankara Bar’ın yerine yapılan apartmanın zemin katında, şahsımızda Merkez Eczanesi isimli eczanede mesleğimizi icra etmekle meşgulüz.

Ankara Bar’ından sola dönüşte başlayan Ankara Sokak’ta, sağlı sollu bir takım eski evler mevcuttu.

Bu sokakta eski DP Milletvekili, Baro Başkanı Abdulkadir Eryurt’un apartmanı en göze çarpanıydı.

”Yılan Kırpanlar” lakaplı Şinası, Yalçın ve Necati Şahin’lerin bahçeli evleriyle, postacı Celal Kavaz, Necati Kurdulu, Yılmaz Yüksel, Abdurrahim Kayıkcı, Mihrali Kan’ın evleri de bu sokakta bulunurdu. (Devam edecek...)

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.