dİDEM
20.07.2011 15:39:00 clok font font font print

Sevdalınız ölüyor!..

Ömer NAZMİ

Bazı inisanların hayata bakışında filmlerin ve romanların hatta şiirlerin etkisi sanıldığından çok olur.

Hele bundan otuz yıl önce bir gençteki aşk ve ideolojinin yapılanması sürecinde bu elamanların oynadığı rol çok önemlidir.

Yılmaz Güney'in "Baba" ve "Umut" filmlerini izledikten sonra düşünen yanımızda soru işaretlerinin çoğalması; bu soruların yanıtlarını ve sorunların nedenlerini düşünmemek olanaksızdı.

Düşündük tabi...

Neden bozuk düzendi!

"Baba" filminde, yoksul bir babanın salt çocukları için işlemediği bir suçu para karşılığı üstlenerek mahpusluğu yüklenmesi ve yıllar sonra tahliyesini kutlamak üzre arkadaşları tarafından götürüldüğü bir randevuevinde kızına müşteri olarak girmesi vee...

Ve omuzundaki benden kızını tanıması...

Dayanılmaz bir acının, ateşli bir öfkenin; hüznün ve buruk sevincin aktörün yüzünde harmanlanması...

Adı geçen aktörün oyunuculuğuna kimse laf söyleyemez; ama o anda hangi baba yüzünde o kıyamet görüntüsünü vermez ki!

Hangi kalp kılıçlanmış gibi kanamaz, hangi yüz kör bıçakla parçalanmış gibi dağılmaz ki!

Ali Mac Graw ve Ryan O'Neal'in başrollerini paylaştığı Love Story.

Son sahneler...

Hastane odası.

Kız ölmek üzere. Erkek, sevdiği kızın yanına uzanıyor, gözlerinden yaşlar süzülürken sarılıyor kıza.

Kız ölüyor.

Sevdiğini bu dünyanın eşiğinden diğer tarafa geçiriyor Ryan O'Neal.

Kalbinde kılıç, yüzünde çalışan bıçakla uğurluyor sevdiğini.

Dedik ki;

bu düzene başkaldırmalı ve seveceksek böyle sevmeli!

Başkaldıracak başımızı fikirle; sevecek kalbimizi ak bir aşkla yüklemeliyiz, diye düşündük.

Halt ettik!

Niyetimiz, Baba'yı mahkum eden paranın gücünü elinden almak ve herkesle herkes gibi namuslu yaşamaktı.

Olmadı!

Ne kadar taş attıysak hiç biri yerini bulmadı.

Düzen yine aynı düzen; aşklar yine karmakarışık.

Para yine somut bir put olarak duruyor yerli yerinde.

Sadece modeller değişti, markalar hep aynı kaldı!

Eldeki verilere göre dünyada bir yılda sekiz yüz bin çocuk seks kölesi olarak kullanılıyormuş. Gelişmemiş ülkelerden alınan bu erkek ve kız çocuklar, diğer ülkelerde papazları para olanlara mal gibi satılıyormuş.

Bundan daha doğal ne olabilir ki bu bozuk dünya düzeninde!

İnsanı insan yapan değerlerden uzaklaşan toplumların yaşadığı bu kürede böylesi şeyler elbet olacaktır.

Gezegenimizde yaşayan bu canlı türünü bir yana bırakıp, aynayı kendimize tutacak olur isek gördüğümüz yüz çok mu güzel sanki!

Bir gözümüzün kör olduğunu, bir kulağımızın olmadığını, ağzımızda duruma göre konuşan iki dilin oynaştığını görmemezlikten mi gelelim yani!

Memleketimizde dinden söz edenlerin kaçının imanı söylediklerine uyuyor acaba!

Devletten aldığı maaşından başka geliri olmayan mahallemizdeki caminin gariban imamı birden zenginleşince, neden ve nasıl hâlâ haramdan helalden bahsedebiliyor!

Sevdiğini bir anlık heves için aldatanların; aynı zaman içinde birden fazla kişiye aşık olanların; nikâhlısından çok metresiyle zaman geçirenlerin kilosu kaça gidiyor bu memlekette, var mı bilen!

Peki şunu bilen var mı?

Geçen pazar günü Erzurum'da da Terörü Protesto yürüyüşü yapıldı. Katılımcıların sayısı yıllar önce onbinlerle anlatılırken, şimdi neden binlerle ifade edilir durumda?

Toplumun bir kesimi ahlâksızlığı ahlâk olarak kanıksıyorken, büyük bir kısmı da terörü mü kanıksıyor yoksa!.. Yoksa ahlâki ve siyasi düzene teslimiyet mi var!

Olumsuz sözlerimin ve tesbitlerimin hepsi de bünyesi başka, künyesi başka olanlaradır.

Şu son satırlar ise herkese!

Bir zamanlar çok sevdiğiniz değerler, yani sevdalınız ölüyor!

Hiç değilse sevgiyle sarılın son nefesinde.

Tıpkı bir zamanlar yaşanmış bir aşk hikâyesi gibi!

Bu Haber toplam 799 defa okunmuştur.
facebook twitter
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları