dİDEM
13.01.2012 04:11:45 clok font font font print

Ağlama Kâzibe’m sızlama Kâzibe’m

Merdan GÜVEN

Bugün Trakya’nın en çok bilinen oyun türkülerinden birisi olan Kâzibe, Keşan’ın Mahmutköy’ünden 84 yaşındaki bir yaşlının ağzından, Kâzım Ağa’dan alınmıştır. Kâzım Ağa, Yunanistan’ın Drama bölgesinden gelmiş, 1921 göçmenlerinden olup gençliğini Kâzibe ile aynı yörede geçirmiş, oldukça dinç, neşeli, yaşam dolu bir yaşlı... Eski günlerini anımsadıkça gözleri parıldıyor ve hele bir düğün olmaya görsün, kalkıp Kâzibe’yi oynamaktan kendini alamıyor. O kadar ki bu yörelerde Kâzibe’yi “Kâzım Ağa Havası” denilecek kadar kendisine mal etmiş. Ne var ki içinde bir sızı var. Yılar önce Kâzibe’ye verdiği sözü tutamamanın, ona göre Kâzibe’yi Türkiye’de teşhir edip döneklik etmenin verdiği sızı. Kâzım Ağa, Kâzibe’yi, türküsü, oyunu ve öyküsü ile Türkiye’ye getiren tek tanık. Geldikten sonra Kâzibe ile son ilişkilerinde aralarında geçen konuşmayı şöyle anlatıyor:

“Türküyü bilen tek sen varsın buralarda. Beni dillere düşürme dedi, ama olmadı. Bir gün bir kişi geldi. Radyodanım dedi, türküyü, oyunu istedi. Ben de boş bulundum olur dedim. Şimdi duyuyorum oyunu da türküyü de değiştirmişler. Bilseydim vermezdim; Kâzibe’ye de verdiğim sözü tutamamış oldum, beni bağışlasın artık” diyor. Şimdi artık ne Kâzibe kaldı hayatta ne de Kâzım ağa... Ne var ki biz Kâzım Ağa’dan bin bir güçlükle Kâzibe’nin öyküsünü de almayı başardık. Türkü şöyle:


Ağlama Kâzibe’m sızlama Kâzibe’m

Telli de gelinsin Kâzibe’m telli de gelin

Yedi seneye varmadan Kâzibe’m

Sen yine benimsin Kâzibe’m sen yine benimsin

               Kazibe’m hey

               Dön gel oyna

               Kazibe’m hey

               El çırp oyna, Kâzibe’m

Sürücüler altında moryada Kâzibe’m

Aşlama ocağı Kâzibe’m aşlama ocağı

Pek atardın moryada Kâzibe’m

Bulamadın kocayı Kâzibe’m bulamadın kocayı

               NAKARAT

Pencereden bakarsın Kâzibe’m

Elma mı atarsın Kâzibe’m elma mı atarsın

Hasan Kâhya’yı görünce Kâzibe’m

Önüne de bakarsın Kâzibe’m önüne de bakarsın

                NAKARAT 

Koca dağda Hasan Kâhya Kâzibe’m

Yanık kaval öttürür Kâzibe’m yanık kaval öttürür

Drama ortasında da Kâzibe’m

Al yanak öptürür Kâzibe’m al yanak öptürür

                NAKARAT 


Haydi gidelim canlarım Kâzibe’m

Bağlara yaprağa Kâzibe’m bağlara yaprağa

Çok canlarım çekiyor moryada Kâzibe’m

Seninle kaçmağa Kâzibe’m seninle kaçmağa

                NAKARAT 

Sürücüler altında Kâzibe’m

Sarımsak olur mu Kâzibe’m sarımsak olur mu

Üç altına moryada Kâzibe’m

Türkü yasak olur mu  türkü yasak olur mu

Kâzım Ağanın anlattığına göre öykü, 1900 yıllarında, Batı Trakya’nın Yunanistan Draması yörelerinde Sürücüler Köyü’nde geçmiştir. Bu köyde, hali vakti yerinde bir Tahir Efendi ailesi bulunur. Yine aynı köyde Hasan Kâhya adında bir çoban vardır. Çoban Hasan, Tahir Efendi’nin güzel kızı Kâzibe’ye gönlünü kaptırır. Sevgisi dillere düşer, öykülenir kısa zamanda. Kâzibe, köyün en güzelidir. Kara gözlü, ince uzun boylu, esmer güzeli bir kızdır. Çoban da yakışıklıdır. Merttir hem. Köyün sevgisini kazanmış, iyi yürekli, çalışkan, sözüne güvenilir bir gençtir. Yalnız yoksuldur biraz.

Kâzibe’ye gelince; Hasan Kâhya ile gününü gün etmeye niyetlidir. Hasan Kâhya’nın yoksulluğu Kâzibe’nin tutkusundan önde gelmektedir. Çaban Hasan ise bunu hiç düşünmeden günden güne daha da tutulur Kâzibe’ye. Bu sevgi böyle sürüp giderken, bir gün aynı köyden oldukça yakışıklı ve varlıklı bir ailenin genç oğlu Kara Ali Kâzibe’yi görerek çok beğenir. Hemen görücü gönderir. Bu haberi duyan Hasan Kâhya deliye döner. Hele Kâzibe’nin Ali’ye isteyerek varması onu iyice şaşkına çevirir. Ama elinden gelen yoktur. Çaresizdir.

Kısa zaman sonra Kâzibe’nin Kara Ali ile düğünleri olacaktır. Bu arada Hasan Kâhya, umutsuz sevgisini dile getiren bur türküyü yakar. Kara Ali ise Hasan Kâhya’nın Kâzibe’ye olan tutkusunu çok iyi bilmektedir. Üstelik halk tarafından da hoş karşılanmayan bu evliliğin hüznü tüm köyü sarmıştır. Kara Ali hem kendisini affettirmek, hem de Hasan Kâhya’yı biraz olsun avutabilmek için ona üç altın lira armağan gönderir. Hasan Kâhya bu liraları almaz, geri çevirir. Deli gibi sevdiği Kâzibe’den öcünü almak için de türküsünü Kâzibe’nin düğününde de söyler. Düğünün neşesini iyice kaçıran türkü büyük bir kavganın çıkmasına neden olur. Hasan Kâhya’nın Kâzibe türküsü önce köyün malı olur sonra bütün Drama’ya yayılır. Türkü ve öykü artık tüm Dramalıların dilindedir. Kâzibe’nin yuvası da bu türküden oldukça etkilenmiştir. O kadar ki, kocası da huysuzlanıp karısından şüphelenmeye başlar. Bu şüphe kısa bir zaman sonra yuvasının yıkılmasına değin varır. Düğünlerde, bayramlarda acımasız taşlamalarla tefe konup çalınan Kâzibe, 1920-1921 göçmenleriyle Türkiye’ye gelip bu acıdan kurtulur. Kâzibe’nin İstanbul’a gidip Kartal-Maltepe’sine yerleştiği ve kendisini unutturmağa çalıştığı söylenir. Çünkü bu öyküyü kendisinden başka göç edenlerden bir tek Keşan’ın Mahmutköyü’ne yerleşen Kâzım Ağa bilmektedir. O da kimseye söylemeyeceğine söz vermiştir.

 

(Yöresi: Trakya (Edirne); Kaynak kişi: Kâzım Ağa; Yayımlayan: Haşim Şekip IŞIK)


Bu Haber toplam 589 defa okunmuştur.
facebook twitter
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları