'Kar Mûsikìleri' şiirinin hikâyesi ve Yahya Kemal

 

Yahya Kemal Türk şiir ve edebiyatında, eski klâsik edebiyatımızla Mili Edebiyatımız arasında bir ara, bir geçiş dönemini oluşturur. Öz şiir denildiğinde Ahmet Haşim' ve Yahya Kemal bilinir. Öz veya saf şiir, anlâmdan ziyade söyleyiş ve ahenge önem veren bir şiir anlayışıdır. Yahya Kemal şiirlerinin bestelenmesine karşıdır. Ona göre şiire giydirilen müzikal bir melodi ve bir ezgi şiire artı bir değer kazandırmaz. Çünkü şiirin kendisi zaten mûsiki ahengini özünde barındır der. "Şiiri mûsikî içinde mûsiki" olarak görür.

 

Yahya Kemal uzun yıllar Paris'te yaşar. Batı medeniyetini Fransız şiirini ve edebiyatını çok yakından tanır ve başta Baudelaire olmak üzere Fransız şairlerinin etkisinde kalı? ve Fransız şiirini yakından tanır.  Cumhuriyet dönemi diğer büyük şairlerimize baktığımızda da Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Sezai Karakoç ve Attila İlhan gibi şairlerimizin de Fransız şairlerini ve Fransız şiirini yakından tanıdıklarını ve bildiklerini görürüz. 

 

Yahya Kemal on yılı aşkın yaşadığı Paris'te  Batı'ya hayran bir şekilde yurda geri döner. Döndüğünde ise İstanbul’u hayran kaldığı Fransa ve Paris'le mukayese eder; İstanbul'u ve en kötü günlerini yaşayan Osmanlı’nın hiçbir şeyini beğenmez. Taki  bir mûsiki meclisinde Tanburi Cemil Bey ile tanışıncaya kadar sürer bu bakışı. O mecliste Tanburi Cemil Bey’in taksimleri, müziği Yahya Kemal’i mest eder. Kendisi bu hadiseyi “O gün benim önümde altın bir kapı açıldı. Ben o gün memleketimin kültürüne döndüm” diye anlatır. Ve sonrasında Cemil Bey’in  hayranlarından olur Yahya Kemal.

 

İçinde Tanburi Cemil Bey'den ve onun müziğinden bahsettiği ve Türk şiirinde en iyi ''kar'' şiirlerinden birisi sayılan ‘’Kar Mûsikîleri’’ isimli şiirini Yahya Kemal 1927 yılında Varşova`da büyükelçi iken kaleme alır. Yahya Kemal Beyatlı Varşova’da iken karlı, hüzünlü bir havada Klasik Batı Müziği yerine, Tanburi Cemil Bey’i dinleyerek ve o müzikle hem Avrupa’dan hem de yaşadığı çağdan uzaklaşır.  

 

Şair, pencereden seyrettiği ve kendisine ilham veren kar yağışını şöyle anlatır: ''Varşova`da elçilikte bulunduğum bir akşam odamda çalışıyordum. Dışarıda kar yağıyordu. Orada kar başladı mı günlerce aylarca durmadan yağar. İnsanda bin yıl sürecek bir yağış tesiri bırakır. Bir kuytu manastırda koro halinde söylenen dualar gibi gamlı ve bir ergânun ahengi insanda ne tesir yaratıyorsa orada yağan karın öyle hüzünlü ve devamlı bir sesi vardır. Kar mûsikîsi şiirini işte bu karlı havanın ürünü olarak yazdım"

 

‘’Kar Mûsikîleri’’ şiiri aynı zamanda Yahya Kemal’in İstanbul’a, vatanına, memleketine duyduğu hasreti ve özlemi de yansıtır. Kar Mûsikileri şiiri, kar yağışının ahengini hissettiren muhteşem bir şiirdir.

 

KAR MÛSİKİLERİ

 

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu

Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı
Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı

Bir ergânun ahengi duyulmakta derinden
Duydumsa da zevk almadım İslâv kederinden

Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkda

Birdenbire mes'udum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle

Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık
Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artı?

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.