Nahçivan gezimizin ikinci ve son günü...

 

Nahçivan gezimizin ikinci ve dönüş gününümüzde  "Yedi Uyurlar Magarası" Culfa, Ordubat, Şahbuz   reyonlarını, sit alanı ilan edilen Badabat Gölü'nü, Yılanlı Dağ ve Tuz Dağı bölgelerini gezdik. Çulfa Reyonu Aras Nehri ile ortadan ikiye bölönmüş ve İran- Nahçivan sınırını oluşturan ve yeşillikler içinde görünümü doyumsuz bir ilçe. Oradan hemen Çulfa'nın yakınında bulunan ve rahmetli Elçibey'in de doğum yeri olan Ordubat Reyonu'na gidiyoruz. Nahçivan'ın incisi olarak görülen bir yer Ordubat. Nahçivan'dan Azerbaycan'a Ermenistan topraklarından açılacak olan Zengezur Koridoru denilen bölgenin hemen girişinde yer alan bir ilçe Ordubat. Koridorun açılması halinde Nahçivan ile Azerbaycan kara bağlantısı buradan sağlanacak.

 

Ordubat'ta asırlık iki çınarın gögelediği güzelim çay bahçesinde ikram edilen çayları lezzetle yudumlarken, Elçibey'in doğduğu Kelekli köyünü soruyorum. İlçenin sağ tarafında yer alan bir köy olduğunu söylüyorlar. Doğduğu ve son günlerini geçirmek zorunda kaldığı köyünü görmek arzuma rağmen programda böyle bir ziyaretin yer almadığı ifade edildi. Nitekim 17. yüzyıldan kalan estetik değeri yüksek tarihi binada açılan müzeyi gezerken; Elçibey'e ait  tek bir resmin dahi müzde yer almayışından büyük bir üzüntü duydum. Müze yetkilerine yönelttiğim soru karşısında sessiz kalmaları sanırım her şeyi anlatıyordu. Kendi ilçesinde bile Elçibey'in izi yoktu. İçimden çok yazık dedim. Öğle yemeğini " Şor Restorant'ta Ordubatlı yerel bir müzisyenin nefis şiirleriyle ve nefis yorumlarıyla seslendirdıği Azerbaycan ve Türkiye ezgilerinin eşliğinde yiyoruz. Son derece saygılı misafirperver bir karı kocanın işlettiği Şor lokanta'sının ağaçlar ve serinlikler içindeki bahçesi anlatılamaz güzellikte. Nahçivan'a yolu düşenlerin mutlaka ama mutlaka Ordubat'a uğramalarını ve Şor lokantasında leziz ev yemeklerini tatmalarını özellikle tavsiye ederim.

 

Yedi Uyurlar veya Ahab-ı Kehf  Magarası dik bir kayalığın üst tarafında. Yorucu bir merdiven yolculuğu ile ulaşılabilmekte uyurlar mağarası'na. Mağaranın üst tarafında bir küçük mescit yer almakta. Azerbaycan ve Nahçivan'da halkının çok yoğun ilgi duyduğu ve özellikle hafta sonu ve tatil günlerinde özellikle kadınların yoğun ilgi duyduğu kutsal bir mekân. Neveleriyle ve çocuklarıyla ziyarete gelen bazı kadınlarla konuştum ve içten derin bir inanç yaşadıklarına şahit oldum. Sovyet yönetimi dönemini yaşayan orta yaşlı bir kadına Sovyet döneminde de buraya ziyarete gelip gelemediklerini sorduğumda; bu ziyaret için bir yasaklama olmadığını; ancak mağaraya çıkmak için merdivenler olmadığını ve yol boyunca dinlemek için bugünkü güzel düzenlenmelerin olmadığını ifade etmişti. Mağara ziyaretinde İranlı kadınların yoğunluğu da dikkatimizi çekmişti. Mağaranın bulunduğu alandan, zirvesi kayalıklı "Yılanlı Dağı'nı görüyor ve seyrediyoruz. Halk inanışına göre sularda yüzen Nuh'un gemisi bu dağa çarparak yoluna devam eder. Bu nedenle de kutsal bir dağ olarak halkın zihninde ve gönlünde yer alır.

 

Bu gezintinin sonunda astım hastalarının tedavi edildiği "Buz Dağı'na doğru yol alıyoruz. Yol kenarında iki taraflı dızilmiş dut ağaçlarından taze taze dut yiyoruz ve keyifli bir yolculuk yapıyoruz.  Buz Dağı'na açılmış bir tünelle giriyoruz. Bir kaç yüz metre derinlikte bir tünel. Tünele girdiğiniz anda nefes alımınızda bir rahatlama oluyor. Tünelin sonunda kadın ve erkeklerin tedavi edildikleri ve istirahat ettikleri farklı farklı alanlar var. Doktorların ve sağlık görevlilerin gözetiminde astım hastalarına 21 günlük tedavi uygulanmakta ve bu sürede hastaların mutlak iyileştikleri, bazı ağır hastaların tedavilerinin daha uzun sürdüğü ifade edildi. Dünyada mutlak sonuç alınan bir tedavi merkezi olduğu ifade edildi. Nahçivan şehir merkezine çok yakın ve gidiş gelişlerin kolay olduğu ve hemen yanıbaşında bir otel de mevcut.

 

Nahçivan 5.500 kilometre kare yüz ölçümlü küçük bir özerk cumhuriyet. Bu nedenle bir  yerden bir yere gitmek oldukça kolay. Üç dört saat içinde bütün Nahçivan'ı gezmek mümkün. Ama Türk dünyası için asla vaz geçilemez ehemmiyette ve kıymette bir coğrafya. Netice olarak Ermenilere verilen Nahçivan, ancak Atatürk'ün ileri görüşü sonucunda Azerbaycan'a bağlı özerk bir yapıya kavuştu. Yine Atatürk'ün gayretleriyle Nahçivan ve Türkiye 18 kilometrelik bir sınıra kavuşarak Türk Kapısı olabildi. Zengezur koridorunun açılmasıyla birlikte bu kapıdan bütün bir Türk dünyasıyla aradaki karasal engeller kalkmış olacak böylece. 

 

Nahçivan şehir merkezi altı şeritli ve kesişen caddeleriyle, gecekondunun olmadığı düzenli, sakin ve huzurlu bir başkent. İlçeleri de aynı güzellikte. Çatılı evleriyle intizamlı köylerinin tamamında doğalgaz bulunan yeşillikler içinde gezilmeğe ve görülmeye değer bir Türk yurdu Nahçivan. Türkiye'ye girışimizde de Doğubayazıt İshak Paşa Sarayı'nı da görmeyi ihmal etmedik. Güzel ve keyifli bir gezi oldu. Geziyi düzenleyen Ahmet Erdoğan Bey'e ve Nahçivan programında ev sahipliği yapan hemşehrimiz Ali Bey'e teşekkür ediyorum ve bu güzel uyumlu gezide birlikte olduğumuz çok değerli hanımlara, değerli beylere saygılarımı sunuyorum.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.