• AKTAŞ
Erzurum Haber Girişi : 09 Haziran 2021 11:28

Türkiye risk taşıyan ülkeler arasında

Türkiye küresel iklim değişikliğinin potansiyel etkileri açısından risk taşıyan ülkeler arasında bulunuyor.

ERZURUM AJANS -  Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi, Bitkisel Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Adem Aksoy, iklim değişikliğinin etkisinin sıcaklıklardaki artıştan ibaret olmadığını belirtti. Prof Aksoy, Türkiye'nin 2050 yılında su fakiri bir ülke olacağını söyledi. 

 

Prof. Dr. Adem Aksoy, “Kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında artış, buzulların erimesi gibi etkenler sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altındadır” dedi.
Küresel iklim değişikliği, kuraklık konusunda değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Adem Aksoy, “Gezegenimizin atmosferi tıpkı bir sera gibi çalışır. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının neredeyse yarıya yakını yeryüzünden yansır. Atmosferimiz, sera gazı olarak da nitelendirilen karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar sayesinde yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir. Bir battaniye işlevi gören sera gazları sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkan verecek bir ısı düzeyini, 15C’yi yakalar. Sera gazları olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı eksi 18C civarında olurdu. Sera gazlarının bu doğal etkisi 'sera gazı etkisi' olarak adlandırılır. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli, insan faaliyetlerinin atmosferde oluşturduğu etkinin sonucunda küresel ortalama sıcaklıklarda artış yaşandığını ortaya koymuştur” dedi.

 

 

 

 

Prof. Dr. Adem Aksoy, küresel iklim değişikliğine yol açan etkenler konusunda ise, “Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli, küresel iklim değişikliğinin ana nedeninin sera gazı emisyonlarında insan faaliyetleri sonucunda gözlenen artış olduğunu ortaya koydu. Başta kömür olmak üzere fosil yakıtların yakılması, atmosferdeki karbondioksit oranının artmasındaki ana sorumludur” dedi.

 


Bilim dünyasının iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için ortalama sıcaklıklardaki artışın azami 2C ile sınırlanması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Adem Aksoy, açıklamasını şöyle sürdürdü:

 

“Bugünün iklim koşulları dikkate alındığında Türkiye'de küresel iklim değişikliğinin etkileri su kaynaklarının azalması, kuraklık, sıcak hava dalgaları, sellerdeki artış ve tarımda verimliliğin düşmesi olarak kendini göstermektedir. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Bağlı Kuraklık Durumu 64 kuraklık, hem meydana getireceği zararlar bakımından hem de bu konuda farkındalığın yeterli seviyede olmaması açısından doğal afetler arasında en tehlikelilerin başında gelmektedir. Kuraklığın etki derecesi, süresi ve zamanının tahmini oldukça zor olup kuraklığın tesirleri, insan faaliyetleri ile de yakın ilişkilidir. Bazı durumlarda bir tek mevsim sürüp, sadece az bir alanı etkilerken iklim kayıtları kuraklığın bazı durumlarda yıllarca devam edebildiğini ve çok geniş alanları etkileyebildiğini göstermektedir. Su kaynakları su talebini karşılayamaz hale geldiğinde kuraklık ortaya çıkmaktadır. Ülkemiz yarı kurak/yarı nemli orta enlem bölgesinde bulunmaktadır. Aynı bölgede bulunan pek çok ülke gibi dönemsel olarak bazı dönemlerde daha kurak iklim şartları hakimken bazı dönemlerde daha nemli iklim hakimdir. İnsanlık tarihi boyunca çeşitli kuraklık dönemleri meydana gelmiştir. Yarı kurak iklim bölgesinde yer alan Türkiye de geçmişte kuraklıkla karşı karşıya kalmış olup, kuraklık yakın dönemde de küresel iklim değişimi ile birlikte daha sık ve şiddetli gerçekleşeceğinden bugüne oranla daha çok tehlikeli olacaktır. İklim değişikliği, insan kaynaklı faaliyetler sebebiyle atmosferin bileşiminde veya arazi kullanımındaki değişiklikler sonucu oluşabilmektedir. İklim değişikliğinin etkisiyle su döngüsünde değişiklikler olmakta ve buna bağlı olarak kuraklık ve taşkın gibi doğal afetlerin meydana geliş sıklığı ve şiddetinde artışlar beklenmektedir.”

 

 

 

 

Türkiye'de Kuraklığın Nedenleri

 


Dünya üzerindeki 35 milyon kilometreküp tatlı suyun sadece yüzde 0,3'ünün ekosistem ve insani tüketime uygun tatlı su kaynaklarından oluştuğunu anlatan Prof. Dr. Adem Aksoy, “Türkiye'de ise toplam 95 milyar metreküp yüzey suyundan yüzde 9 oranında faydalanılmakta olup, bunun yüzde 79'u sulamada, yüzde 14'ü içme suyunda, yüzde 10'u ise sanayide kullanılmaktadır. Türkiye, sanılanın aksine su kıtlığı sınırında bir ülkedir. Türkiye'nin gereksinim duyacağı su miktarının, önümüzdeki 25 yılda günümüz su tüketiminin 3 katı olacağı öngörülmektedir. Bugünün teknik ve ekonomik koşulları doğrultusunda, farklı maksatlar için kullanılabilecek yerüstü suyu potansiyeli yurt içindeki akarsulardan 95 milyar , komşu ülkelerden yurdumuza gelen akarsulardan 3 milyar metreküp olmak üzere, ortalama yıllık toplam 98 milyar metreküptür. 14 milyar metreküp civarında tespit edilen yeraltı suyu potansiyeli ile beraber ülkemizin kullanılabilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yıllık toplam 112 milyar metreküp olup, bu miktarın sadece 44 milyar metreküpü kullanılmaktadır. Türkiye'de kişi başına kullanılabilir su miktarı yıllık 1.300 metreküptür (günde yaklaşık 216 litre). Suyun değeri ve korunması söz konusu olduğunda, daha ziyade fazla su harcamamak, musluktan akan suyu verimli kullanmak, yağış miktarları ve küresel iklim değişikliği gibi konular göz önünde bulundurulmaktadır. Ancak suyu doğru ve verimli kullanmanın yanı sıra bir ürünün üretimi aşamasında ne kadar su kullanıldığı da bilinmekle birlikte çoğu zaman dikkate alınmamaktadır. Bu anlamda su yalnızca doğrudan değil dolaylı olarak da fazla tüketilmektedir. Üreticilerin ve tüketicilerin kullandığı doğrudan ve dolaylı tüm su, 'sanal su' olarak tanımlanır. Diğer bir ifadeyle bireyin, topluluğun ya da sektörün su ayak izi, 'birey veya topluluk tarafından tüketilen ve sektör tarafından da üretilen her mal ve hizmetin üretilmesi için gereken toplam tatlı su hacmidir.' Su ayak izi de hesaba katıldığında ülkemizde bir kişinin kullandığı su miktarı günde gerçekte 5.416 litreye kadar çıkmaktadır. İklim şartlarının değişmemesinin mümkün olduğu durumda bile, yalnızca nüfus artışı sebebiyle 2050 yılında Türkiye'de kişi başına düşen su miktarının yılda 1.200 metreküp civarında olacağı öngörülmektedir Bir başka ifade ile ikliminin değiştiği ve nüfusunun hızla arttığı dikkate alındığında Türkiye'nin 2050 yılında su fakiri bir ülke olacağı öngörülmektedir. 
Türkiye'nin pek çok bölgesinde hüküm süren bu kuraklık olayları ve su kıtlığı, tarım ve enerji üretimi için önemli olduğu kadar sulama, içme suyu, hidrolojik sistemler ve su kaynakları yönetimi açısından da oldukça önemlidir” diye konuştu.

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.