Ayazpaşa Mahallesi-13

Bahar gelmeye başladığında, sokak aralarındaki karlar yavaş yavaş erimeye başlar,Kar kitlelerinin altında kendine yol bulan kar suları ,şarıl şarıl akar, etraf çamurdan geçilmez olurdu.

Bu akan sulara küçük bir tahta parçası koyarak peşinden koşmak, sanki de nehirde rafting yapmak gibi haz verirdi.

Haznedar sokakta oturduğumuz böyle bir günde, elime aldığım çubukla su birikintisine vuruyormuşum.

Rahmetli anam pencereden benim bu halimi görmüş.

 Bakmış ki elimdeki çubuğu çamurlu suya vuruyorum ve  sıçrayan çamur yüzümü üstümü ,başımı, çamur içerisinde bırakıyor.

Anam, "Neyse olan olmuş, biraz daha oynasın, içeri alır yıkarım olur biter" diye içinden geçirmiş.

Bir müddet sonra evden içeri elim yüzüm pırıl pırıl girdiğimde, anam şaşkınlığını gizleyememiş.

Meğer,  Oradan geçen akrabamız Özdemir ağabeyi, beni bu halde görünce, anam kızmasın diye beni, haznedar çeşmesine götürmüş ve bir güzel elimi yüzümü yıkamış.

Yaz geldiğinde, tırhıçlı kapıların önünde semaverler tütmeye başlar, bacalarda konu komşu ile birlikte yenilir,içilir ve yarenlikler edilirdi

Şehirde ahırı ve bahçesi olan evler bir hayliydi, Bu yüzden hayvan besleyen aileler çoktu.

Bizim mahallede de bu alışkanlık bariz şekilde hissedilirdi.

Sabah hayvanlar otlağa gider, akşam gelirlerdi ,Her hayvan gideceği adresi çok iyi bilirdi.

Sokaklarda; tavuk ,horoz gibi kümes hayvanları bol miktarda bulunurdu.

Erzurum lisesinin meşhur hocalarından Fizo Babanın, liseyi bitirip yurt dışında eğitimlerine devam eden birkaç öğrencisi yaz tatili için Erzurum'a dönmüşler.

Bu öğrenciler hocamızı ziyaret edip, elini öpelim düşüncesiyle Fizo Babanın yanına gelirler.

 Hasret giderme merasiminden sonra Fizo Baba bu öğrencileri akşam yemeğine davet eder.

Öğrenciler eve gelirler, sofranın başına geçerler.

 Yemekte, hocanın bahçeden tutup kestiği ve pişirdiği tavuk vardır.

Kızarmış tavuk öğrencilerin gözlerine biraz küçük görünür, başlarlar Avrupa'daki lokantalarda yedikleri piliçlerin büyüklüklerinden bahsetmeye?

Konuşulanları duyan Fizo Baba,masadaki tavuğu göstererek öğrencilere "Oğlum bu bizimkiler tavuk değil, hepsi birer atlettir,sabah erkenden Yoncalıktan kalkar, Gez mahallesindeki çöplüğe gider, gelir, kas yaparlar  onun için bu tavuklarda fazla et bulunmaz" diyerek güzel bir espri yapmış.

Ayaz Paşa'da oturduğumuz dönemlerde ailece Hasankale' ye gider çadır kurar, birkaç ay orada kalırdık.

Erzurum da ki ailelerin bir çoğunda böyle bir gelenek vardı,Ya Hasankale' ye, Ya da Ilıcaya gidilir, çadırlar kurulur,Yaz tatili böylece neşe içerisinde geçirilirdi.     

 Hasankale'ye gittiğimizde ilk işimiz çadırların yanına kümes yapmak olurdu.

Bu kümes de beslediğimiz tavukların yumurtalarından istifade ettiğimiz gibi bazen de kesip yerdik.

Yine böyle bir zaman Hasankale'den döndüğümüzde epeyce bir tavuk ve horozu yanımızda getirmiştik.

Kışın bunlara bakmamız zor olduğundan ,hepsini kestirmiş, temizletilmiş  ve nenemin evinin çatısına asmış, kışın bolca tavuk eti tüketmiştik.

Mahallenin çöplüklerinde eşinen bu hayvanlar yiyecek bulmakta zorlanmazlardı.

Garip olan tavuğun ayağına uzaklaşmasın diye kalik(eski ayakkabı) bağlamakta sık rastlanan usullerdendi.

DEVAM EDECEK...
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.