Erzurum'da sporun dünü ve bugünü-1

Sultan Alpaslan’ın Anadolu’nun kapılarını Türklere açmasıyla birlikte, bin yıldan beri Türk egemenliğinde bulunan Anadolu’nun doğudaki en önemli askeri, ticari ve stratejik şehri Erzurum’dur.

Milattan önce 4.000’li yıllara uzanan kültürel mirasın zenginliği, İpekyolu üzerindeki önemli ticari merkezlerden biri olması, sert iklimi, temiz suyu ve havası, dadaş isimli yiğitleriyle ünlü Erzurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı il olma özelliği ile de tanınmaktadır.

Erzurum; Ata Yurt’tan Malazgirt’e, İstanbul’a, Balkanlar ve Viyana’ya kadar uzanan ruhun ve kültür ikliminin en canlı hissedildiği ve yaşandığı yerdir.

Ünlü seyahatnamesinde Evliya Çelebi, Erzurum için; “Üç ay havası ve suyu öyle latiftir ki insana ebedi hayat verir.” demektedir.

“Musul’un ekmeği ve Erzurum’un suyu”nun meşhurluğu, bugün bile dillerde dolaşmaktadır.

Türk – İslam kültürünün en çarpıcı örneklerinin görüldüğü Erzurum’da, Ata Yurt’tan gelen kültür kuşağının en bariz renklerini görmek mümkündür.

Türk coğrafyasında sıkça kullanılan “Dadaş” tabiri, Erzurum’la oldukça özdeşleşmiştir.

Erzurum denilince dadaş, dadaş denilince de Erzurum akla gelmektedir.

Anadolu’nun kilidi Erzurum’a, bu özelliğinden dolayı “Dadaşlar Diyarı” da denilmektedir.

Dadaş; bir hitap şekli veya büyük erkek kardeş manasına gelmekle birlikte, Alperenlik ruhunun Erzurum’da tezahür etmiş şekli diye de tanımlanabilir.

Kısaca dadaşlık, Türk İslam kültürünün harmanlandığı, üstün ahlâkî değerlerle bezenmiş, kahraman, mert, bilgili ve erdemli bir kişilik olarak bilinmektedir.

Yüksek rakımı, sert iklimi, temiz havası, suyu ve dadaşları ile tanınan Erzurum’u, şair: “Erzurum'un kışı zorludur balam, buz tutar yiğitlerin bıyığı / Erzurum'da kaskatı, dimdik ölür adam, kabullenmez yılgınlığı.” mısraları ile özetlemektedir.

Zengin kültür mirasından beslenip, zor coğrafi şartlarda yaşayan Erzurum dadaşlarını, Evliya Çelebi; “Kuvvetli, sağlam vücutlu, iyi beslenen, orta boylu, zinde, yaşlı ve genç adamları hep bahadır ve gürbüz kimselerdir, bünyece çok kavi yapılıdırlar.” şeklinde tarif etmektedir.1

Bu tariften de anlaşılacağı üzere, Erzurum insanının soğuk iklim şartlarına dayanıklı, sportmen bir fiziki yapıda oldukları hemen fark edilmektedir.

Yapılan bilimsel çalışmalar yüksek rakımda oksijenin azaldığını bundan dolayı da yüksek rakımlı yerlerde yaşayan insanların kanlarındaki hemoglobin sayısının fazlalaştığını göstermektedir.

Bu özellikten dolayı, yüksek rakımda spor yapanlar düşük rakımlara indiklerinde daha fazla bir performans göstermektedirler.

Erzurum; atlı cirit, güreş, binicilik gibi geleneksel sporların en fazla ilgi gördüğü illerin başında gelmektedir.

Geleneksel sporlara olan ilgi, Erzurumlu çocukların oyunlarında dahi görülmektedir.

Kültürel kodlardan gelen bir özellikten olsa gerek, Erzurumlu çocuklar bir ağaç gördükleri zaman hemen bir ok ile yay yapar veya küçük bir meşin parçası ve lastik bulup sapan yaparlar.

Çocukların sapanları ile nişan alıp boş konserve kutularını devirip, şişeleri kırmaları bir nevi atıcılık sporunun göstergesidir.

Ata sporumuz ciridin de Erzurumlu çocuklar arasında oynandığı bir tarzı vardır.

Bacaklarının arasına aldıkları sopayı at yapan çocuklar, ellerine aldıkları küçük çubukları da cirit yapar, birbirlerine; “Al babamın ciridini” diye atıp, dadaş ağabeylerinin oynadıkları cirit oyununun bir küçük gösterisini sergilerler.

Yine çocuklar arasında yaygın olan oyunlardan biri de “atçılık” oynamaktır.

Bu oyunda, küçük bir ağaç parçası gem olarak at olacak çocuğun ağzına verilir, bu parçanın her iki ucundan ip bağlanarak dizgin yapılır, binici pozisyonunda olan çocuk bu aparatla atı sürer gibi yapar, at olan çocuk davranışlarını ata benzeterek binicilik oynarlar.

Savaşçı bir millet olan Türklerin tüm yeteneklerinin sergilendiği cirit oyunu, çok eski zamanlardan beri Erzurum’da yaşatılmakta ve heyecanla takip edilmektedir.

1938’de spor eğitmeni Mustafa Subaşı, hazırladığı mesai raporunda ananevi sporların Erzurum’da fazlaca rağbet gördüğünü, bilhassa atlı cirit ve karakucak güreşlerinin şehir halkını kadınlı erkekli alâkalandırdığını, bu oyunların iki ay kadar devam ettiğini ve Kavak Kapı’da Pazar günleri oynandığını, ilkbaharda havaların kurumasıyla ve meydanların kurulmasıyla faaliyetlerin başladığını, sahaya yüzden fazla atın geldiğini, at sahiplerinin de hem hayvanlarını hem de biniciliklerini ve atıcılıklarını göstermek üzere iki parti halinde cirit oynadıklarını ifade etmektedir.

Mustafa Subaşı; raporunda kayak sporunun dışarıdan gelen memurlar ve askerler tarafından rağbet gördüğünü, halkın ise cirit oyununa meyilli olduklarını belirtmektedir.2

Erzurum’un halk oyunlarında ve sporunda, Ata Yurt’tan taşınıp gelen azmi, cesareti, kahramanlığı, mertliği ve savaşçılığı görmek mümkündür.

Ünlü bar şiiri yazarı Saadettin Akatay: “Bir savaş seyri vardır, dadaşın her barında / Görünce kanın kaynar, o an damarlarında / Doyum olmaz bir görsen, kör oğlunun barını / Güvenirsin gücüne, düşünmezsin yarını.” mısralarıyla, bar oyununun bir nevi savaş provası olduğunu ifade etmektedir.

Erzurum’un ünlü halk ozanlarından Fuat Çerkezoğlu’da cirit için: “Göz atın çağların ta ötesine / Türk olduğu yerde cirit olmaz mı / Kulak verin tarihlerin sesine / Türk olduğu yerde cirit olmaz mı? – Ozan, güreş, cirit, ecdat kültürü / Koyduğu yerden al, ileri yürü / Bugünün varlığı dünden ötürü / Türk olduğu yerde cirit olmaz mı? – Süvariler atlarına binerdi / Kırat şahlanınca dorat sinerdi / Alapaça orta yerde dönerdi / Türk olduğu yerde cirit olmaz mı?” mısralarıyla aynı duyguları paylaşmaktadır.3

1646 yılı Ağustos ayında Erzurum’a gelen Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Erzurum’da asker ve delikanlıların meydanda cirit oynadıklarını belirtir, kendisinin de atı ile cirit yerine gidip, atını kaçırttığını ve yakalamak için Eğerli Dağ’a (Palandöken) varıp arada bir yatıra rastladığını…” yazmaktadır. 4

Erzurum’un geleneksel oyunlarının başında gelen cirit, 1930’lu yıllara kadar karışık ve kuralsız bir şekilde oynanmış, bu da birçok kazaları beraberinde getirmiştir.

Binicilik ve cirit alanlarında oldukça güzel çalışmaları olan Sipahi Ocağı, 1936’da cirit oyununun bir disiplin içerisinde ve hakem yönetiminde oynanmasını sağlamıştır.

Erzurum da ciride olan ilgi o kadar olmuştur ki bu yaklaşım gazetelere konu olmuş, hatta 15 Ağustos 1958 tarihli Milliyet Gazetesi bu cirit sevdasını; “Erzurum ta eskiden beri spora gönül vermiş zaten. Köylü tohum ekip ot biçinceye kadar her hafta Ardahan Kapısı denilen meydanda cirit seyretmeye, güreş tutanları görmeye ve bar oynamaya koşarmış. Ardahan Kapısı haftalarca süren küçük bir olimpiyat gibiymiş adeta…” cümleleriyle bütün Anadolu’ya duyurmuştur.5

Birinci Dünya Savaşı öncesinde şehirdeki bazı okulların ve savaş sırasında gerçekleşen askeri etkinliklerin dışında, Erzurum’da geleneksel sporların haricindeki çağdaş spor faaliyetleri görülmemektedir.

Cumhuriyetle birlikte geleneksel sporların yanında, çağdaş sporlara karşı da büyük bir coşkunun oluşturulduğu görülmekte, Atatürk’ün öğretmenlere hitaben yapmış olduğu: “Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir” konuşmasıyla, gençlerin ilmen ve bedenen eğitilmeleri gereğini vurgulamıştır.

Bu konuda 15. Kolordu Komutanı olarak Erzurum’a gelen Kazım Karabekir Paşa, spor konusunda halka toplu bir bilinç kazandırmak istemiş, geleneksel sporlarla çağdaş sporların aynı anda ve bir bütün olarak şenlikler ve eğlencelerle birlikte yaygınlaştırılmasını sağlamıştır.

Geleneksel sporlardan atlı cirit, güreş, at yarışları, binicilik ve avlanma; çağdaş sporlardan ise jimnastik, izcilik, atıcılık, eskrim, atletizm, kayak, paten, futbol, bisiklet ve su sporları en başta yapılan faaliyetler arasındadır.

Kazım Karabekir Paşa özellikle Kars Kapı’da hazırlattığı spor alanında, her hafta Cuma günleri kolordu öğrencilerinin tamamının katılımıyla çeşitli müsamereler ve spor gösterileri yaptırmış, ilkbaharda ise bütün halkın ve yabancı temsilcilerin de katıldığı İdman ve Atış Bayramları düzenletmiştir.

30 Haziran 1919’da Kars Kapı meydanında kutlanan İdman Bayramı’nda, o sırada toplantı halinde bulunan Erzurum Kongresi heyeti ile birlikte İngiliz, Amerikalı ve Rus subaylar da hazır bulunmuşlardı.

Sonraki haftalarda da her Cuma günü aynı yerde spor etkinlikleri yapılmaya devam ettirilmiştir.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış kutlamalarının yapıldığı şenliklerde, Erzurum gençleriyle birlikte yaşlılarda cirit oyunu oynamışlardı.

Yine bu şenlikler esnasında futbol müsabakaları da düzenlenmiştir.

Erzurum’da usulüne uygun at yarışları ilk defa Kazım Karabekir Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Karabekir Paşa bu yarışları teşvik etmek için maiyetiyle birlikte yarışlarda hazır bulunmuş ve bunların her yıl düzenli olarak yapılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almıştır.

Sonbahar ve ilkbaharda yapılan at yarışları, at ırkının korunması, asker ve sivil kaynaşması bakımından son derece faydalı olmuş,15 Ekim 1921 tarihinde “şehit yavruları” yararına düzenlenen at yarışları, bu etkinliklerin başlangıcını oluşturmuştur.

Bu yarışları dönemin gazetelerinden Varlık Gazetesi: “Erzurumluların ata merakları herkesçe malûmdur. Yüzlerce binlerce insan, kadın erkek davul zurnalarla tutulan yollardan geçerek Kars Kapı’daki geniş, alabildiğine uzanan cirit meydanında toplanır, bayırlara çimlere yayılırlar, semaverler kurulur, oyunlar oynanır, çalgılar çalınır ve gün orada geçer, yarışlara Erzurumluların fevkalâde rağbeti, ata olan merakları kadar toplu yaşanacak bir güne olan hasretlerindendir” satırlarıyla ifade etmiştir. 6

DEVAM EDECEK…

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ!...
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.