Kafkas yollarında

     Birinci cihan harbinin son yıllarında Ermenilerin Türklere yaptığı mezalimi yerinde görmek,izlemek için yabancı gazetecilerinde bulunduğu bir heyet kuruldu.
    Ahmet Vefik Altınay bu bu heyetin Reisiydi. Bu heyet 17 nisan-20 mayıs 1918 tarihleri arasında (yani Erzurum kurtarıldıktan  yaklaşık bir ay sonra)  bazı doğu vilayetlerini dolaştı.

    Ahmet Vefik ALTINAY bu seyahati 'Kafkas Yollarında' isimli kitabına yazdı.

    Her okuduğumda tüylerimi diken diken eden bu yazıyı okuyucularla paylaşmazsam, sanki bir tarafım vebal altında kalacak.  Bu duygu beni rahatsız ediyor. Bu yükten kurtulmam için bu haftaki yazımı bu kitabın Erzurumla ilgili bölümünü Ahmet Vefik Altınayın o eşssiz kalemiyle aynen aktarıyorum.

                                                                                  8 Mayıs 1918

    Ilıcadan Erzuruma doğru yol alıyoruz. Yollar ıssız, bazen  kenarlardaki hendeklerde kesilmiş başlara, koparılmış ellere ve ayaklara tesadüf ediyoruz.  Yarabbi buralarda ne cinayetler, ne günahlar işlenmiş. Ermeniler en ziyade bu Ilıcada mezalim yapmışlar. Çoluk-çocuk, kadın-erkek bu köyde ikamet edenlerin bir çoğunu öldürmüşler.
    Şimdi uzaktan Erzurumun camileri, minareleri ve yüksek binaları görünüyor.

    Bu ovanın etrafı yüksek, siyah ve karlı dağlarla çevrilmiş. Siyah bulutlar, korkunç devler gibi dağ başlarına koşuyor. Erzurumun sağında karanlık bir boğaz var. Kara bir bulut boğazı kapatmış. Dante nin cehennem sahnesi ancak bu kadar korkunç olabilir. Bazen bu simsiyah bulutlar arasında beyaz buluttan damarlar peydah oluyor, gök gürlüyor, seller gibi yağmur yağıyor. Ovanın bir tarafı yaz, bir tarafı kış. Şehre İstanbul kapısından girdiğimiz zaman müthiş bir dolu yağmaya başladı. Birkaç dakika içinde sokaklar ve damlar bembeyazdı. Arabadan inerken paltolarımıza toplanan nohut büyüklüğündeki doluları silkeliyorduk. Karşıda Palandöken dağının beyaz tepeleri görülüyor, kümelerle kargalar yandaki kavakların etrafında uçuşuyordu.

                                                                                       9 Mayıs 1918

    Sabahleyin uyandığımızda akşam yağan dolular erimiş, güneş açmış, hava o kadar güzel, güneş o kadar yakıcıki. Karşımızda beyazlığını daima muhafaza eden bir yer var, Palandöken Dağı. Erzurum bu beyaz dağın eteğinde,  muazzam camileri, yüksek binaları, karga yuvalarıyla dolu yüksek kavaklarıyla büyük bir harabe, zihne durgunluk veren bir yangın yeri.
    Erzurum bir harabe gibi. Camiler ambar vazifesi görmekle kurtulabilmiş .Lalapaşa caminin pencerelerini süsleyen renkli çiniler bile sökülmüş. Hükümet dairesi, beylik yerler dumandan simsiyah kesilmiş korkunç bir iskelet halinde.  İslam mahalleleri yıkılmış ve yakılmış.
    İddiadi Mektebi tiyatroya tahvil edilmiş. Çarşı içlerinde Ruslardan kalma , üzerinde Rusça yazılar olan sinema mahalleri var. Çarşıların bir kısmı açık, bir kısmı kapalı. Satılan şeyler hemen hemen Rus emteası .Çay, biber, hardal, kola....bol ve ucuz.
    Şehirde Ruslardan biraz esir kalmış. Bunlar Erzurum kalesinin müdafasına memur bazı Rus zabitleriyle genç zevceleri. Tiyatroları ,sinemaları, parlak semaverleri, çayları, kitapları, gazeteleri, resimli mecmuaları, musiki notaları hiç bir şeyleri eksik değil.
    Ahali henüz yerine dönmemiş, mevcut nüfus ancak on bini aşıyor.
    Ruslar çekilince şehir Ermenilerin eline geçmiş. İşte zulümler, yangınlar, facialar o zaman başlamış. Yalnız Erzurum sokaklarında toplanan islam naaşı dört binden fazla . Evlere doldurulup yakılanlar, yol yaptırmak bahanesiyle uzaklara götürülüp öldürülenler bu hesaba dahil değil .Erzurumda tutunamayacaklarını anladıkları zaman peşlerinde ölüm ve ateşten mürekkep bir harabe bırakarak kaçmışlar. Feci intikam.

    Erzurum yaralanmış bir kahraman gibi şimdi yaralarını sarıyor.

    Rus istilası altında silahsız yaşayan, Ermeni mezalimine çocuklarını, erlerini hatta kadınlarını kurban veren Erzurum.

    Erzurum,  Erzurum...sen ne şanlı ve azametli günler geçirmiştin.

                                                                                          8-9 Mayıs 1918
                                                                                          Ahmet Vefik Altınay
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • AHMET KOVAYTAN 01 Ocak 1970 02:00

    Ahmet Kovaytan Evet ne yazık ki 1918 den beri sadece bağrındaki aziz Şehitlerimizle bağrını Toprağa yaslamış aseletiy le dimdik duran bu Aziziye Şehitlik anıtına bu güne kadar gereken önem verilmedi sağ olsun sayın Vlimiz öncülüğünde bizler bu Şehitlerimizi ziyaret edip şükran ifadesinde bulunabildik,İnşallah bundan sonraki zaman içerisinde de unutulmadan gereken önem ve hassasiyet gösterilir,,,

  • YAŞAR KILDACI 01 Ocak 1970 02:00

    dünde bir değerdir bugün ayrı bir değersin sayın müdürüm seni seviyorum saygılarımla

  • AHMET TURUNÇ 01 Ocak 1970 02:00

    değerli müdürüm erzurumda türk folklörüne verdiğin emekler ve hizmetler hiçbir zaman inkar edilemez iyiki varsınız erzurum sizinle gurur duyuyor..sevgi saygılarımla..

  • CEM BAKIRCI 01 Ocak 1970 02:00

    ELİNE SAĞLIK HOCAM

  • YALÇIN ÖZMEN 01 Ocak 1970 02:00

    Müslüm Çağlar,Erzurum da folklor dedimi akla ilk gelecek kişilerden biri.Emeği çoktur.Allah razı olsun

  • Taner Dadaş 01 Ocak 1970 02:00

    ELİNE SAĞLIK HOCAM.

  • TANER BACAKSIZ 01 Ocak 1970 02:00

    SEVGİLİ HOCAM.gEÇEN GÜNLERİMİZİ UNUTMAMAK MÜMKÜN DEĞİL.bİZE VERDİĞİN RÜZGARI HER YERDE ESTİRMEYE ÇALIŞTIK.çALIŞMALARINDA BAŞARILAR DİLİYORUM

  • Suat kılınboz 01 Ocak 1970 02:00

    Hocam yüreğine sağlık, her zaman ki gibi yine muhteşemsin.